Kıyı yeni tasarımı ile karşınızda! Karşılaştığınız sorunları iletişim bölümünden bize bildirebilirsiniz.

Yaşlılık Yakası

Hayat belli aralıklarla tadilata soktuğunuz bir ev gibi. Sürekli yeni bir şeyler eklemek, eskiyenleri kaldırmak istediğiniz, sadece size özel koskocaman bir ev. Yeni bir çerçeve alıp duvara yeni bir fotoğraf astınız. Bu sizin için hem o anı, hem de geçmişi hatırlayıp gülümsemenizi sağlayacak bir simge haline geliyor. Bu değişimden hiç vazgeçmiyoruz. Çünkü heyecan, küçük bir yenilik, biraz değişim hasreti çekiyor ruhumuz. Bu yüzden sürekli evimiz bir değişim içerisinde, tıpkı hayatımız gibi. Fark etmesek bile hayatımız her gün yeni baştan dizayn ediliyor. Çünkü ev bizim, ama dışardan gelenler de bazen değişiklikler yaratabiliyor. Bunu kabul edip dışardan gelen değişikliğe sarılmakta elimizde, tamamen red edip hayatımızdan çıkarmakta. Bazen ise hiç değişiklik olmuyor gibi gelir, her gün aynı, her sabah aynı, her sabah aynı okula gitmek, aynı iş yerinde aynı sandalyede oturmak, aynı bilgisayara bakmak ve bazen aynı işi tekrar tekrar yapmak.. Ama bedenimiz böyle değil, hele zaman hiç böyle değil. Bedenimiz her gün biraz daha eskiyor, zaman da hızla doğrusal bir yönde akıyor. En azından bizim kabul ettiğimiz doğrusal olduğundan emin olduğumuz bir dünyada.. Bizi en çok da bu korkutuyor, bir yandan yeniliklere açığız ama bir yandan da elimizde olan bazı şeyleri bırakmayı hiç istemiyoruz. Onlara sıkı sıkıya tutunuyoruz.

Duvara Bir Çizim Yap

En büyük korkularımızdan biri yüzleşmesek bile yaşlanmak. Enerjimizin eskisi gibi olmaması, eskiden çok rahat yaptığımız şeyleri yapamama duygusu.. Neden yaşlanmaktan  korkarız? Sadece ölüm korkusuyla bağdaştırmıyorum ben bunu. Hiç bilmediğimiz bir şeyden korkmak çok mantıklı değil. Aslında deneyimlerimizden korkuyoruz. Önce kendi anne, babamızı izliyoruz. Sonra çevrede yaşı büyük olan diğer insanları. ‘Yaşlanınca böyle mi olacağız?’ diye düşünüyoruz. Fizyolojik olarak ben böyle gözükemem diyerek inkar ediyoruz. Enerjimi kaybedemem! Ama yavaş yavaş hepsi dönüşüyor içimizde ve durdurmanın henüz bildiğimiz bir yolu yok. O yüzden hepimiz aynı yakaya doğru ilerliyoruz: Yaşlılık yakası. Endişelensek, ağlasak, sürekli spor yapsak ve iyi beslensek bile bundan kaçamayacağız. Belki yaşamımızın kalitesini arttırabiliriz ama hayatımızdaki bu güzel değişimi durduramayız. Güzel değişim diyorum çünkü hayat deneyimler zincirinden ibaret. Her anını, her dönemini, fizyolojimizi ve doğanın değişimini kabul etmemiz gerekiyor. Hepsinden ayrı bir zevk almayı beklesek daha rahat ve endişesiz yaşayabiliriz. Yani aslında değişime direnmek doğru olmuyor. 20’li yaşlarda yaşadığımız şeyleri 40’lı yaşlara taşıyamıyoruz. Fiziksel olarak bedenimiz bu aktiviteleri yapmayı istemediği gibi, zihinsel olarak da farklı konulara yönlenmek istiyoruz. Bu yüzden çok yaşlandım diye düşünmeyin. Farklı bir evreye geçiyoruz sadece.

Yaşlanırken en fazla sorduğumuz sorulardan biri de ‘Mutlu muyum?’ oluyor genelde. Çünkü bu hayatta bize özel ‘bu beden’ ile yapabilecekleriniz süreli ve sınırlı. Bu yüzden elde ettiğimiz deneyimlerin yeterliliğini sorguluyoruz. Hayatın anlamını sorgulayan her insan gibi sizin de bu soruyu sormanız çok normal. ‘İstediklerimi yaptım mı?’ ya da ‘Başarılı olabildim mi?’ Aslında sürekli kendimizi değerlendirme sarmalına giriyoruz, kaç yaşında olursak olalım. Aklımızdan bu değerlendirme sonuçlarını çıkarmıyoruz. Yaşlandığımız zaman yapamadıklarımız bizi üzecekmiş gibi geliyor. Bu endişeyle tam olarak o günü de yaşayamıyoruz. Hep gelecekte dönüşeceğimiz halimizi mutlu edecek şeyleri yapmaya çalışıyoruz. O an bizi ne mutlu eder konusundan ziyade, ilerisini planlamak ve inşa etmek daha doğru geliyor.

Yine de sürekli geleceği planlayıp günümüzü yaşamamanın bir ironisi var. Biz bugünümüzü istediğimiz gibi yaşayamazsak, gelecekte dönüştüğümüz kişi geçmişinden mutlu olacak mı? Bu konuyla ilgili Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabında yer alan çok güzel bir bölümü var. Ne zaman cesaretim kırılsa, açıp bu satırları okurum. Çünkü hayat kötü yaşamış olacağım korkusuyla yaşanmaktan çekinilecek kadar uzun değil.

“Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.”