Photo Credit: Jason Galea

Söyleşi: King Gizzard & The Lizard Wizard

Son güncelleme:

Tutkulu bir alternatif müzik sahnesi takipçisiyseniz muhtemelen King Gizzard & The Lizard Wizard’ın kim veya ne olduğuna dair kafanızda soru işareti yoktur. Avustralyalı grubun kariyeri 18 albümle -umalım da biz bu röportajı yayınlayana dek sayı güncellenmemiş olsun- ve bugüne dek icra ettikleri onlarca farklı tarzda müzikle fokur fokur kaynıyor.

Nevi şahsına münhasır dostlarımız 18. albümleri Butterfly 3000’ı 8 Haziran’da yayınladı. Açıkçası hepi topu üç albüm önce thrash metal çalan bir grubun bu defa bu kadar pop tınılar yaratması, onları tanımasaydık şaşılacak şey olabilirdi. İster hayran ister yeni bir dinleyici olun, hepsi birbirinden tatlı bu yeni şarkılara kulak vermelisiniz.

Albümün yayınlanmasının şerefine grubun gitaristi Joey Walker ile samimi bir sohbete giriştik. Aşağıda göz atabilir, diyaloğu orijinal dilinde ise şuradan okuyabilirsiniz.

Photo Credit: Jason Galea
Görsel: Jason Galea

Merhaba Joey. Seni gördüğüme çok mutlu oldum. Ayrıca 19. albümünüz yayınlanmadan evvel bir randevu ayarlayabilmemiz de süper oldu. Ne zaman çıkıyor, gelecek hafta falan mı?

Joey Walker: Hiç belli olmaz! Bir saniye, Butterfly 3000 18. albümümüz müymüş?

Evet, eğer yanlış hatırlamıyorsam…

Doğru hatırlıyorsun sanırım. İnanılmaz bir durum cidden. Neredeyse 20 albümü devirmişiz…

Hem de 10 yıl içinde.

Evet. Oldukça iyi bir sayı sanırım. Sene başına ortalama iki albüm düşüyor.

Kıyı Müzik ailesi olarak müzikal yolculuğunuzu yıllardır hayranlıkla takip ediyoruz. Bir grup olarak oldum olası müthiş bir üretkenlikte çalıştınız. Bu durum hepimizin yeni yaşam koşullarına adapte olmaya çalıştığı pandemi şartlarında bile değişmedi. Böylesi zor zamanlarda kendinize gaz verip yolunuza tam sürat devam etmeyi nasıl başardınız?

Başka birçok kişiden farklı olarak her zaman yaptığımız şeye, yani müzik üretmeye odaklanabilecek şevki bulduğumuz için çok şanslıyız. Her ne kadar uzun bir süre hiç konser veremesek de… Hepimiz kayıtlarda bağımsız olarak çalıştık, birlikte stüdyoda bir araya gelip takılma, doğaçlama yapma şansımız falan yoktu. Hep bir başımıza, ev stüdyolarımızdaydık. Ve sanırım karantinada olduğumuz için bir zaman bolluğu yakaladık. Olabildiğince üretken olmaya çalıştık ki evde geçirdiğimiz vakti sonuna kadar değerlendirelim. Neticede de sahiden üretken bir süreç oldu.

Yeni albümünüz Butterfly 3000 henüz çıktı. Saykedelik, tatlı ve neşeli bir kayıt; ayrıca bugüne kadar yaptığınız en pop parçalardan bazılarını içeriyor. Genellikle albümleriniz, başlı başına ürettiği tür ve tını olarak kendi içinde hayli tutarlı seyrediyor. Mesela bu albümü bu kadar pop bir tınıda yaratmak kayıt sürecine girmeden önce grupça aldığınız bir karar mıydı?

Bu albümdeki şarkıların ilk versiyonları ortaya çıktığında nereye ait oldukları konusunda pek fikrimiz yoktu. Albüm mü olacaklar, başka bir şey mi bilmiyorduk. Sonra sıradaki albümümüzün nasıl bir şey olacağına ve bu şarkıların nasıl bir konsepte dahil olabileceğine kafa yormaya başladık. Sonrası kendiliğinden geldi zaten. Zaten bir süredir şimdiye kadarki en elektronik albümümüzü kaydetme isteği vardı. Ama bu amacı keşfe çıkarken karanlık tınılara ya da minör tona sırtımızı yaslamak istemiyorduk. Bence bu tarz tınılar elektronik müziğin, hatta genel anlamda müziğin klişesi haline geldi biraz. Tabi bunda hiçbir sorun yok, bizim de hep yaptığımız şey. Fakat müziği genel hatlarıyla parıltılı ve majör tonda üretmenin ilginç bir pratik olacağını düşündük. “Tamam, hadi bu tarzda bir dolu şarkı kaydedelim” dediğimiz noktaya ulaştığımızda ise Butterfly 3000 doğmuş oldu. Biraz daha minör tona yaklaşan küçük anlar var albümde, ama toplama baktığımızda mutlu ve parıltılı melodiler baskın. Bu da süper şey. Bence bu kadar özgün tınlamasının sebebi de böylesi müziklerin baştan sona hükmettiği bir albüme pek sık rastlamıyor olmamız.

Başka birçok albümünüz gibi Butterfly 3000 da şarkı sözleri düzleminde bir konsept albüm gibi tınlıyor. Örneğin metamorfoz ve rüya gibi temalar birçok şarkıda defalarca karşımıza çıkıyor. Bunun sözlerde bir anlatının olmasıyla ilişkisi var mı sence yoksa sadece tesadüfi bir durum mu?

Bilmem ki… Ama şunu söyleyeyim, albümü 2020’de, Melbourne’da büyük çaplı bir karantina mevcutken kaydettik. Turneye çıkamıyorduk, mütemadiyen evdeydik, hayatımızda büyük gelişmeler yaşanıyordu; Covid-19 olmasa yaşanmayacak değişimler… Belki de bilinçaltımızda karantina zincirlerimizi kırıp dünyaya geri dönmek yönünde derin bir istek vardı. Ne de olsa dünyayı gezmeye alışmıştık yıllardır. Belki de bu ihtiyaç, şarkı sözlerinde değişim yahut bir katmanın ötesine geçip başka bir şeye dönüşme gibi fikirler olarak tezahür etmiştir. Bu değişimin sonucunu da hem Covid öncesi hem Covid sonrası yaşam olarak düşünebilirsin. Tabi Covid sonrası yaşamla henüz tanışmadık, ama olası bir bakış açısı bu olabilir.

Albümün bir de sınırlı sayıda üretilmiş plak baskıları mevcut. Bu baskılarda her biri farklı dilde yazılmış toplamda 11 kapak tasarımı mevcut, bunlardan biri de Türkçe. Çok tatlı bir tasarım doğrusu, gördüğümden beri Kral Taşlık ve Kertenkele Büyücüsü baskılı bir tişört edinesim, sonra da bu isimde bir tribute band başlatasım var. (gülüşmeler) Nasıl ortaya çıktı bu fikir?

Sanırım fikri bulan biz değildik. Fakat albümün bunca farklı dilde basılması kesinlikle boşuna değil. Albümün ruhuyla derinden alakalı bir şey… Çok havalı bir olay. Albümün kopyalarını ve onca farklı dilde yazılan kapakları incelemek en azından bizim için çok heyecan verici bir şeydi. Umarım bu dilleri konuşan insanlar bir kopya edinip keyfince pikabında döndürebilir. Çok harika bir fikirdi, umarım başka bir albümde tekrar yaparız bunu.

Butterfly 3000‘daki her şarkının kendine ait bir müzik videosu olacak. İlk iki şarkı “Yours” ve “Shanghai“ın videoları çoktan yayınlandı, ikisinde de farklı yönetmenlerle (John Angus Stewart ile Amanda Bonaiuto) çalışmışsınız. Bu kadar fazla materyali görselliğe dökmeyi nasıl organize ettiniz? Her videoda farklı bir kişinin vizyonu ve yaklaşımı mı olacak?

Tabi çoğu albümde üç tekli, üç de video falan paylaşırsın, defter kapanır. Her şarkının kendi videosu olması daha büyük bir olay. İlk başta hepsi animasyon klip olsun istemiştik, ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Yine de hala yüzde sekseni animasyon klipler. Hazırlık aşamasında bol bol araştırma yaptık, Instagram ve Youtube’da gezindik, plak şirketlerimize ve yayıncılarımıza tanıdıkları sanatçıları sorduk. Çalışmalarını beğendiğimiz bir sürü insana ulaşıp albüme katkıda bulunmalarını teklif ettik. Henüz videoların yarısından fazlası elimize ulaşmış değil, heyecanla bekliyoruz onları da. Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştık. Birçok bakımdan bir ilkler albümü oldu. Albümü yaratma sürecinin ve nihai ürünün bizde yarattığı tatmin öylesine büyüktü ki bu materyalin başka alanlara da taşınması gerektiğini hissettik.

Stu (Mackenzie) geçenlerde Butterfly 3000‘ın şimdiye kadarki favori Gizzard albümü olduğunu belirtmişti. Eğer sen de şimdiye kadarki albümleriniz içinden en sevdiğini seçecek olsaydın bu hangisi olurdu?

Butterfly 3000 kesinlikle favorilerim arasında. Polygondwanaland‘e de her zaman özel bir sevgi besledim. Albümlerimizi bilhassa onları yarattığımız süreç bağlamında değerlendiririm: Kendimizi birer müzisyen olarak geliştirmiş miyiz, kendimizi mücadeleler içine sokup gurur duyduğumuz bir işle ayrılmış mıyız, birer birey olarak büyümüş müyüz… Polygondwanaland kesinlikle bu albümlerden biriydi, yoğun emek ve mesai harcayıp çok özel bir şey yarattık. Bununla gurur duyuyorum. K.G. ve L.W. albümlerimizde de gurur duyuyorum, ikisini bütünleşik bir varlık olarak görüyorum. Ama birincilikte koltuğu Butterfly 3000 ve Polygondwanaland paylaşıyor.

Sanırım ticari anlamda en başarılı albümlerinizden biri mikrotonal müzik deryalarını keşfe çıktığınız Flying Microtonal Banana idi. K.G. ile L.W. da ses düzleminde bu albümün iki akrabası. Ek olarak bu albümler, ismini grubunuzun baş harflerinden alıyor. Acaba diyorum, bu kararı vermenizde kısmen de olsa birçok insanın sizi bu sound‘la tanıyıp özdeşleştirmesi etkili olmuş olabilir mi?

Vay. Şimdi… Bilemiyorum. Bence Türkiye’nin müzik kültüründen ilham almış olmamız, kesinlikle grup olarak nelerle haşır neşir olduğumuzu yansıtıyor. Bu tarz müziklerin müdafisi olup sık sık bu suları keşfe çıkıyoruz sonuçta. Yani evet, belki de haklısındır. Hiç bu şekilde düşünmemiştim daha önce, dönüp bakınca sahiden… Hem önceden hiç kendi adımızı taşıyan bir albüm de yapmamıştık. Bence çok iyi bir tespit yapmış olabilirsin. Bu albümler sahiden de grup olarak kimliğimizi temsil ediyor.

Grup içinde bilhassa senin ve Stu’nun Türkiye müziğine ilginiz var, değil mi?

Aynen öyle.

Anadolu rock sahnesini ne kadar yakından takip ediyorsun? Daha çok 1960’lar – 1970’ler döneminde mi takılıyorsun, yoksa modern işlerin de takipçisi misin?

Stu bana kıyasla bu sahneyle bir tık daha içli dışlı, bense şahsen daha çok senin dediğin, bugün klasik kabul edilen 60’lar-70’ler dönemini seviyorum. Eminim günümüz Türkiye’sinde güncel gruplar harika bir sahneye öncülük ediyordur ama. Dünyanın bu köşesinden yeni müzikler keşfetmeye her daim hevesliyiz.

Müzikal yolculuğunuzun başından bu yana inanılmaz fazla sayıda müzik türünü keşfe çıktınız, haliyle sormadan geçemeyeceğim: Hip hop albümünüzü ne zaman ortamlara salacaksınız? (gülüşmeler) Orada bir yerde olduğunu hepimiz biliyoruz bence… (bu soruya ilham veren Nevra’ya teşekkürlerimle -ed.)

Hiç belli olmaz! Bence hepimizin bünyesinde halihazırda bir hip hop damarı var. Ama bu tamamen bu türde bir albüm yapmayacağımız anlamına gelmez!

Belki bir gün grubu solo projen Bullant‘te olduğu gibi tekno müzik sularına yönelmeye de ikna edersin?

Evet. Bunu aşırı isterim. Yeter ki onlar da istesin, anında tamam derim!

Tekno müziğe karşı özel bir zaafın var diyebilir miyiz?

Açıkçası tekno ve house müzikten başka bir şey dinliyor sayılmam. En azından yeni müzikleri tüketimim konusunda hayatımda başka pek bir şeye yer yok. Buna bir arayış da diyebiliriz sanırım. Kazıya kazıya bulman gereken o kadar fazla kaliteli parça var ki… Bandcamp’te biraz gezin, orada birinci sınıf bir sürü materyal var. Her zaman bu türlerin tüketicisiydim, ama bilhassa son birkaç aydır bu sulara iyice gömülüp bir yığın bilgi edindim. Bullant mahlasımla DJ’lik yapmaya da başlayacağım, umarım canlı performans sergileyebilirim. Bunca müziği ve birikimi canlı çalmak için cidden sabırsızlanıyorum.

Umarım bir engelle karşılaşmadan sahnenin tozunu attırırsın. Ve umarım uluslararası konser turneleri de yakında aramıza döner. Sanırım Avustralya’nın yerel sahnesinde konser işi az çok rayına oturdu, değil mi?

Evet. Avustralya’da durum gayet iyi. Birçok ülkeye kıyasla çok daha ‘açılmış’ durumdayız, sadece arada sırada vaka sayısı bir anlığına patlıyor ve tekrar karantinaya giriyoruz, böyle anlarda virüs tekrar silinene dek konserler de duruyor. Ama yine de burada konserler verdiğimiz oldu ve oluyor, harika bir şey bu. Sanırım artık dünyanın çoğu ülkesinde aşılama başladı, haliyle büyük uluslararası festivallerin açıklanan lineup‘larını da görmeye başladık. Çok heyecan verici bir şey bu. Pandemi boyunca Avustralya’da olmak güzel şeydi. Şimdi ise her yerde aşılama başladı, dünya yavaş yavaş açılıyor gibi duruyor. Bence çok geçmeden grupça Avustralya’da kalmamız kötü bir şeye dönüşecek, zira yurtdışında verdiğimiz konserlerin dönüşünde iki hafta otelde zorunlu karantina bizi bekliyor olacak. Her neyse, önümüzdeki yıl bizim için büyük bir konser yılı olacak. Heyecanımız yüksek.

“Stüdyoda geçirdiğimiz zaman anlamında konuşacak olursam, evet, çok meşgulüz. Daha yayınlayacağımız yeni, süper şeyler var.”

Önceki bir röportajında 2021’i sizin ölçeklerinizde bile çok meşgul geçireceğinizi söylemiştin. Bununla neyi kastetmiştin, hala lafının arkasında mısın?

Stüdyoda geçirdiğimiz zaman anlamında konuşacak olursam, evet, çok meşgulüz. Daha yayınlayacağımız yeni, süper şeyler var. Bu sene yeni konserler vereceğiz, mesela aynı mekanda 5 gece üst üste çalıp her gece farklı türde müziklerimize yer vereceğimiz bir etkinlik serisi var. Umarım bir noktada bu müzikleri dünyanın geri kalanında da canlı çalabiliriz. Bu eğlenceli ve heyecan verici bir fikir. Sanırım sahnede bu şarkılardan bazılarına biraz yeni soluk getirme imkanımız da olacak, nasıl sonuçlanacağına bakalım. Umarım aynı konsepti İstanbul’a ve dünyanın geri kalanına da taşıyabiliriz.

Söylemeden geçmeyeyim, konser verecek ortamımız olduğunda Türkiye’deki hayranlarınız tam da bu tarz bir etkinlik serisi için yanıp tutuşacaktır. Bu konseptte konserlerden birini mikrotonal müziğe adayabilirsiniz mesela, insanlar deliye dönecektir.

Evet evet, farkındayım. Yaparız! İstanbul’daki son konserimiz harikaydı, inanılmaz bir ortam vardı. Tabi Türkiyeli dinleyicinin mikrotonal müziğimizle niye özdeşlik kurabileceğini çok iyi anlıyorum, ama insanların bütün seti ne kadar sevdiğini görmek inanılmazdı. Harika bir geri dönüş aldık. 2022’de İstanbul’a döneceğimiz konusunda kuşkum yok.

Şimdi şöyle bir senaryoya götürmek istiyorum seni: Bugünün 100 yıl sonrasında, “Müzik Efsaneleri” temalı bir parktayız. Bu parkta da King Gizzard & The Lizard Wizard anısına dikilmiş bir taş var. Eğer şarkı sözlerinizden birini bu taşa yazdırabilseydin hangisini seçerdin?

İlginç soru. Taşta baştan sona sadece “Rattlesnake, rattlesnake, rattlesnake…” yazsın isterdim. (gülüyor) Sadece bunu tercih edeceğim. Geleceğe aktaracağımız miras bu olacak.

Veya direkt bir adet “Vuhuu!” da yazdırabilirdim.

King Gizzard & The Lizard Wizard’ın resmi sitesine şuradan, Bandcamp profiline ise şuradan göz atabilirsiniz.