Pixies – Beneath The Eyrie (2019)

Onca yıl geçti, Pixies bir gram yaşlanmadı. Dört dörtlük seyreden Doolittle dönemlerinde de, biraz daha sönük ve sıradan seyreden geri dönüş albümleri Indie Cindy‘de de bir şekilde genç ve taze tınlamayı başardılar. Indie Cindy ile peşi sıra gelen stüdyo albümleri Head Carrier‘daki sorun yorgun tınlamaları değildi zaten, yeri gelince Pixies hariç hemen herkese benzemeleriydi. Bu iki ortalama çalışmanın ardından mutlulukla söyleyebiliriz ki Beneath the Eyrie boyunca Pixies, uzun yıllar sonra ilk kez kendileri gibi tınlıyor: Eksantrik, yabani, tehlikeli ve eğlenceliler.

Grubun eski formuna -ucundan da olsa- yeniden kavuşmasını belki de albüm boyunca benimsedikleri gotik temaya yorabiliriz. Şarkı sözlerinde cadılardan, kara büyüden, yaşayan ölülerden lafı açıyor Black Francis ve ekibi. Kısacası New York’ta epey eski ve ürkütücü bir kilisede kaydedilen Beneath the Eyrie, şekillendiği atmosferin hakkını layığıyla vermiş. Francis’e ek olarak grubun en genci ve en çömezi basçı Paz Lenchantin, takdir edilesi bir çaba sunarak albüme hem kendi sesini katmış, hem de hasret duyduğumuz Pixies tınısının muhafaza edilmesine gücü yettiğince destek olmuş.

Ne yazık ki Beneath The Eyrie, önceki iki tura kıyasla daha ayakları yere basıyor olsa da hepi topu “iyi bir albüm”. “In the Arms of Mrs Mark of Cain“, “On Graveyard Hill“, “Long Rider“, “Los Surfers Muertos” ve “Daniel Boone” gibi tatlı şarkılar, tüm güzelliklerine karşın eski Pixies albümlerinden arta kalan şarkıları andırıyorlar. Beneath the Eyrie‘yi dinlerken karşınızda bir şaheser bulamayacaksınız uzun lafın kısası. “Bana ortalama üstü Pixies de yeter,” diyen herkesi buraya alalım.

PUANLAMA: 7/10