Demons & Wizards’ın Hanya Konserinin Ardından

Son güncelleme:

Blind Guardian vokalisti Hansi Kürsch ve Iced Earth gitaristi ve grubun beyni Jon Schaffer’ın yan projesi Demons & Wizards on dokuz yılın ardından ilk kez turnede. Blind Guardian ve Iced Earth’ün yoğun programları sebebiyle epey sınırlı kalan turneye Türkiye maalesef dahil edilmedi. Daha Ocak ayında konser tarihlerini görünce, bir on dokuz yıl daha bekleme riskini göze alamayıp hemen o gün Yunanistan’daki Chania Rock Festival’e biletimi almıştım. Yaklaşık yedi aylık uzun bir bekleyişin sonunda festivalin son akşamında Demons & Wizards headliner olarak sahneye çıktı. Festivalin yapıldığı mekan Girit’in Hanya kentinde denize nazır, Eski Venedik Limanı’nın yakınındaki San Salvatore adlı hisardı. Küçük bir tepeciğin üzerinde bulunan hisar 16. yüzyılda Venedikliler tarafından Türklerden gelen saldırılara karşı korunma amacıyla inşa edilmiş. Kısacası görüp görebileceğiniz en güzel konser mekanlarından biri. Mekanın güzelliği ve tarihsel öneminin yanında festivalin küçük ve mütevazı bir organizasyon olması Chania Rock Festival’i seçerek ne kadar doğru bir tercih yaptığımı kanıtladı. Her ne kadar bu sebepten ötürü Hansi Kürsch ve Jon Schaffer ile yapacağım röportaj konserden bir gün önce iptal edilmiş olsa da grubu böyle samimi bir ortamda izleyebildiğim için çok mutluyum.

Festivalin ilk günkü programı pek ilgimi çekmediği için ikinci günün akşam saatlerinde alana girdim. Akşam saatlerine kadar bunaltıcı bir sıcak vardı. O yüzden festival alanı epey geç saatlerde doldu. Demons & Wizards’dan önce sahneye çıkan Yunan black metal grubu Rotting Christ’ın seti sırasında iki arkadaşımı bırakıp önlere geçtim ve kendime en önde, sağ köşede bir yer bulabildim. Festival alanı ve sahne küçük olduğu için köşede olmama rağmen sahneye çok yakındım ve olan biten her şeyi görebildim; kimseyi rahatsız etmeyecek bir açıda olduğum için epey de video çektim.

Saat on civarında “Chant”ın büyüleyici korosu duyulduğunda heyecanlı bekleyiş sona ermişti. Hemen ardından yine ilk albümün introsu olan “Rites of Passage” çalmaya başladı ve Hansi Kürsch hariç diğer grup üyeleri sahnedeki yerlerini aldı. Çok sevdiğiniz grupların konserlerini aylar boyunca bekledikten sonra, son birkaç dakikayı beklemek konserin en güzel anıdır. Heyecanın doruk noktasına ulaştığı an… “Heaven Denies”ı duyar duymaz gözlerimi kırpmadan Hansi’nin çıkacağı noktaya kilitlendim. Ve, işte! Sadece metal camiasının değil, bütün müzik dünyasının en karizmatik frontmanlerinden biri birkaç adım ötemde kanlı canlı duruyordu. Seslendirdiği karanlık ve sert şarkılara, attığı çığlıklara karşın her fırsatta espri yapan, dinleyicilerle göz teması kurup gülümseyen, buna rağmen karizmasından hiçbir şey kaybetmeyen bir sanatçı… “Poor Man’s Crusade”in ardından dinleyicilere kahkahalar attıran bir giriş konuşması yaptı (yukarıdaki videoda izleyebilirsiniz). Hanya yerine “Kanya” deyince, “Hanya olduğunu biliyorum” deyip konuşmasına devam ederken seyircilerin arasından bir kadının “Hanya, Hanya” diye tekrarlaması üzerine “Evet, öğrenmeye çalışıyorum. Bütün gün aynanın karşısında pratik yapmıştım ama yine de batırdım, çok özür dilerim, artık bir dahaki sefere” diye cevap verdi. Herman Melville’in Moby Dick’inden esinlenerek yazdığı “Beneath These Waves” şarkısından bahsederken kalabalıktan biri şarkının adını söyleyince “Aranızda illa bir bilgiç oluyor” dedi. Seyirci “I am Ahab forever” diye (şarkıdan bir alıntı) karşılık verince gülüp “Yine hikayelerimi mahvettiniz” dedi (aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz). Hemen her konserde yaptığı “On dokuz yıl sonra tekrar geleceğiz” esprisini yapmayı da unutmadı. Konser boyunca sürenin el verdiği kadarıyla seyirciyle iletişim halindeydi. Ağzından güçlükle iki kelime çıkan solistleri çok itici bulan biri olarak kendisini ne kadar takdir ettiğimi belirtmek isterim.

Sadece Hansi Kürsch değil, grubun bütün üyeleri dinleyiciyle iletişim halindeydi ve enerjileriyle Hanya’yı kasıp kavurdular. Bütün turne boyunca kullandıkları mezarlık dekorunu –muhtemelen sahneye sığmayacağı için– Hanya’da kullanmadılar. Zaten Jon Schaffer’ın müthiş riffleri ve Hansi Kürsch’ün güçlü melodik vokalleri birleşince büyük prodüksiyonlu şovlara, devasa sahne dekorlarına gerek kalmıyor. Elli iki yaşında olmasına rağmen Hansi’nin sesi hiç olmadığı kadar iyi. Yüksek notalara çıkmakta neredeyse hiç zorlanmıyor. Turnenin ilk konserlerinden birkaç kayıt dinleyip birkaç hafta içinde sesinin yorulabileceğini düşünmüştüm ama tam hızla devam ediyor. “Fiddler on the Green”in sonlarında attığı o ünlü çığlığı sahnede canlı duymak inanılmaz bir deneyimdi.

Grubu tanıyanlar bilir; Demons & Wizards’ın Jon Schaffer ve Hansi Kürsch haricinde sabit bir üyesi yok. Bu turnede ikiliye Blind Guardian ve Iced Earth üyeleri eşlik ediyor: lead gitarda Iced Earth’den Jake Dreyer, basta Blind Guardian gitaristi Marcus Siepen ve davulda yine Blind Guardian’dan Frederik Ehmke var. (Kısacası, André Olbrich haricinde tüm Blind Guardian sahnede.) Tam bir rüya kadro! İki grup arasında yaklaşık otuz yıllık bir dostluk olması bu kadroyu bir arada izlemeyi daha da özel kılıyor. Ayrıca birbirlerini çok iyi tanıdıkları için sahnede çok güzel bir uyum içerisindeler.

Festivalde Demons & Wizards’a bir buçuk saat ayrılmıştı. “Chant” hariç toplam on yedi şarkı çaldılar. (Setliste şuradan ulaşabilirsiniz) İki Iced Earth ve iki Blind Guardian şarkısı çalmaları da çok hoş oldu. Özellikle “I Died For You”yu dinlemeyi çok istiyordum. “Valhalla” tahmin edileceği gibi konserin zirve noktalarından biriydi. Artık bir âdet haline geldiği üzere şarkı bittikten sonra kalabalık defalarca şarkının nakaratını tek bir ağızdan söyledi. Hansi müdahale edip durdurmasaydı saatlerce sürebilirdi. “The Whistler” ve “Wicked Witch”i dinleyemediğime üzülsem de “Love’s Tragedy Asunder”, Stephen King’in Kara Kule’sinden esinlenerek yazılan “The Gunslinger” ve Jon Schaffer’ın muhteşem üçlemesini (“Tear Down the Wall,” “Gallows Pole,” “My Last Sunrise”) dinlemek yetti. Encore’da kişisel favorim “Blood on My Hands” ve gelmiş geçmiş en güzel baladlardan biri olan “Fiddler on the Green”i çalarak geceye mükemmel bir nokta koydular.

Konser sonrasında Hansi Kürsch ve Marcus Siepen ile tanışıp kısa da olsa sohbet etme fırsatı buldum. İkisi de çok mütevazı, çok içten insanlar. Kürsch’e önümüzdeki sene Türkiye’ye gelmeyi düşünüp düşünmediklerini sordum. Demons & Wizards’ın önümüzdeki sene turneye çıkmasının çok zor olduğunu ama Blind Guardian ile ilk fırsatta İstanbul’a geleceklerini, İstanbul’da çalmayı çok sevdiklerini söyledi. Konuştuğumuz diğer iki mevzuyu da umarım ilerleyen aylarda sizlerle paylaşacağız.

Son olarak yeni albümden de bahsedeyim… Grup yeni albümün 2020’nin ilk aylarında yayınlanacağını açıklamıştı. Geçtiğimiz ay Hellfest’te yaptıkları basın açıklamasına göre bütün parçalar hazır durumda, sadece Hansi Kürsch’ün vokal kayıtlarını yapması gerekiyormuş. Jon Schaffer şarkıları Arizona’da üç haftalık bir inziva sonrasında çok kısa bir sürede yazmış. Enstrümental açıdan şimdiye kadar yazdığı en iyi şarkılar olduğunu, Kürsch’ün yazdığı sözler ve yaptığı vokal düzenlemeleriyle birleşince çok özel bir şeye dönüştüğünü söylüyor. Kürsch’ün dediğine göre Demons & Wizards soundunda ama aradan geçen on beş yılın yarattığı değişimlerin de fark edileceği bir albüm bizi bekliyor. Albüm çalışmalarına dönmeden önce grubun önünde, headliner olarak çalacakları Wacken Festivali ve Kuzey Amerika turnesi var.