Maria McKee: “Yaratıcılık Sizi Ansızın Yoklar”

Maria McKee müzik kariyerinin ilk yıllarını country rock ekibi Lone Justice’in sesi olarak geçirdi. Pulp Fiction filminin soundtrack’inde “If Love Is a Red Dress (Hang Me in Rags)” adlı şarkısıyla yer alarak -belki de fark ettirmeden- popüler kültürün hafızasında yer etti. 2007 tarihli stüdyo albümü Late December‘ın ardından ise ansızın müzikten elini eteğini çekti.

McKee’nin dönüşünü ihtişamlı biçimde müjdeleyen yeni albümü La Vita Nuova geçtiğimiz günlerde gün yüzüne çıktı. Hem geçmişe nostaljik bir bakış, hem de McKee’nin kariyerinde yeni sayfa niteliği taşıyan bu albümü şimdiden senenin hazineleri arasına not düştük. Çok geçmeden bu güzelliğin yaratıcısıyla tanışıp konuşma isteği ayyuka çıktı.

Bu vesileyle McKee ile yeni albümünü, aydınlanma sürecini, ağabeyi Bryan MacLean’i, edebiyata aşkını ve ötesini konuştuk. Keyifli okumalar.

Röportajın İngilizce versiyonu için: Tık.

Nasılsın öncelikle? Pandemi günlerinde kendine dikkat ediyorsundur umarım.

Aslında yaklaşık bir haftadır kendimi biraz garip hissediyorum. Öksürüğüm yok, ama hafif ateşim var.

Aa, dikkatli ol.

İlerlemedi durum neyse ki. Sadece bir tuhaf hissediyorum, haliyle yataktan çıkmıyorum.

Yapılacak en iyi hareket o sanırım. Bitki çayı falan içmek dışında…

Aynen.

Yeni albümün La Vita Nuova için seni kutlarım. Çok farklı biçimde büyüleyici ve samimi bir çalışma olmuş. Hem ilk grubun Lone Justice’le olan erken dönem kariyerinden bu albümün barok tınısına olan yolculuğunu ele alırsak müzik hayatında yeni bir sayfa da açmış sayılırsın, değil mi?

Teşekkür ederim! Evet, doğru. 13 yıldır albüm kaybetmemiştim, fazla söze ne hacet.

Dediğin gibi 13 yıl oldu. Bu süreçte eşcinsel kimliğini açıkladın, LGBTİ komününün bir sözcüsü olageldin, iki farklı şehirde yaşamaya başladın, edebiyata olan aşkını yeni baştan keşfettin. Farklı alanlarda aktif kaldın yani aslında.

Evet. Albümün kayıt sürecinde bu deneyimler bana yol gösterdi. Çizdikleri harita önümde bir kapı açtı, ben de o kapıdan yürüdüm.

Maria McKee ile Jim Akin

Albümde ve şarkı sözlerinde edebiyata ilişkin esinlenmeler var. “The Last Boy” adlı şarkıda şöyle bir söz geçiyor: “Şairlerin aşktan bahsettiklerinde ne demek istediklerine dair / Varoluşçu bir kavrayış geliştirdim”. Geçtiğimiz yıllarda büyük bir aydınlanma yaşadın diyebilir miyiz? Bu deneyim albümü nasıl yoğurdu?

Çok acı çekiyordum. Hayatım sıkıcı ve tekdüze bir hal almıştı. Buna tam olarak bir izah getiremiyorum, ama sanki bir gölgede yaşıyor gibiydim. Arzu denen şeyi bulamıyordum bir türlü, bu durum kalbimi kırmaya başlamıştı. Hala evliyim, kocam (yönetmen Jim Akin) kardeşim, babam gibi… Bir aileyiz ama uzun süredir romantik bir evliliğimiz yoktu. Sıkı dosttuk sadece. Bunun iyi olduğunu, bana yetebileceğini düşündüm. Ama yetmedi. Hissettiğim pişmanlık ve özlem öyle bir raddeye vardı, kalbim öyle kırgındı ki şarkı yazmaktan başka yapacak şey yoktu. Şarkı yazmak beni kurtaran tek şeydi.

Karanlıktan bir tünelin sonundaki ışıktı yani.

Evet.

La Vita Nuova’nın Keats ile William Blake gibi şairleri de içeren çok karmaşık bir esinlenmeler haritası var. Bize en büyük ilhamlar kaynaklarına dair bir rehber sunabilir misin?

Anneannem Batıni Sanatlar üstüne çalışmıştı. Gül Haçlılar Örgütü ile okültizme ilgisi vardı. Büyük bir entelektüeldi ayrıca, hem şiir üstüne okumalar yapar hem de kendi şiirlerini yazardı. O şiirleri hep yanımda sakladım. Bilhassa küçük bir köpeği anlattığı bir şiirine oldum olası bayılmışımdır. “Little Beast” adlı şarkım da ilhamını bu şiirden aldı. William Blake ise ruhani rehberlerimden biridir…

Birçok insan için öyleydi sanırım, zamanının çok ötesindeydi…

Evet. Önemli biri. Astral düzlemde vakit geçirdim kendisiyle.

Vay.

Bana olağandışı şeyler gösterdi.

La Vita Nuova adını Dante Aligheri’nin bir eserinden alıyor. Dante’nin mirası albüme nasıl aksetti? İki eser birbiriyle ne kadar bağlantılı?

Bu albüm (Dante’nin yazdığı) La Vita Nuova’nın bir tercümesi değil, ancak albümü yaparken okuduğum kitap oydu. Dante’nin uzaktaki ilham perisine dair yazım tarzından inanılmaz etkilendim. Dikkatimi kafamda yarattığım ilham perisine yoğunlaştırmam lazımdı. Arzularımın vücut bulmuş haliydi bu peri. Hakiki, canlı bir peri değil de kendi yarattığım bir siluetti. Benim için Dante’den büyük sanatçı yoktur. İlham perisini bütün yazın yaşamı boyunca bir rehber olarak ele almakta ondan başarılı kimse yoktu. Onu yaratıcı kalmak için ihtiyaç duyduğu her şekle büründürmekte de…

Bu ilham perisi bütün çalışma hayatınız boyunca rehberinizdir. Benim için de süreç böyle gelişti. Ayrıca (Dante’nin dahil olduğu) Fedeli D’Amore (Türkçe “Aşk Dostları”) adlı bir edebi akımın felsefesi de tam olarak buydu. Bu akıma ait eserler arzu, sevgili, güzellik ve ilham perisine yansıttığınız diğer bütün kavramlar hakkında konuşur. Öyle bir konuşur ki okuyucusunu hipnoz halinde daha yüksek bir bilince eriştiği ilahi bir mevkiye yükseltir. Bana da bunun aynısı oldu. Yükseltildiğimi hissettim.

“Page Of Cups” adlı şarkıda bir ilham perisinden bahsediyorsun. O da bu bahsettiğin ilham perisi mi?

Bir ilham perisi yaratıp onu bir örnek, bir mantra olarak kullandım, evet. Bir imgelem misali önümde beliriverdi. Yaratıcılık sizi ansızın yoklar, bir daha yoklayıp yoklamayacağını da bilemezsiniz. Bu pekala kaydettiğim son albüm olabilir.

Umarım olmaz! (gülüşmeler)

Bence de! Ama asla bilemezsin ki. Çok zorunda olmadıkça, içimden saplantılı biçimde gelmedikçe şarkı yazmıyorum. Öylece bir odaya geçip kağıda vasat şeyler karalayamam, bu yüzden pek sık albüm yazmıyorum zaten. Ortada eğer bunu yapmazsan ölecekmişsin hissi veren bir dürtü olmalı.

Albümle ilgili fark ettiğim bir şey vokal performansın. Eskisinden çok daha opera tarzında seyrediyor ve daha da güçlenmiş. Vokal kabiliyetlerini geliştirmek isteyen insanlar için tavsiyen var mı?

(gülüyor) Teşekkür ederim. Bir şekilde daha opera usulünde söylemem gerekiyordu. Önceki performanslarımdan daha yukarıda olmalıydım. Ses tellerim için de böylesi daha güvenliydi. İzah etmesi zor. Hedeflerim için bir vasıta oldu böylesi diyebiliriz.

Bryan MacLean

Ağabeyinin (Love grubunun efsanevi vokali Bryan MacLean) hatırası “Page of Cups”, “I Just Want to Know That You’re Alright” ve -yanılmıyorsam-  “However Worn” gibi şarkılarda varlığını hissettiriyor.

Evet. Bryan’ın hatırası albümün tamamına hakim aslında. Sanatsal açıdan bir numaralı ilham kaynağımdı ve hayattaki en iyi dostumdu. Babamdı, kardeşimdi, ruh eşimdi, her şeyimdi. Gençliğinde müzikal tiyatroların altın çağında var olmuş efsanevi isimlerden ilham almış biriydi: Stephen Sondheim, Leonard Bernstein, Rodgers & Hammerstein gibi sanatçılara çok düşkündü.

Bence insanların “I Just Want to Know That You’re Alright” adlı şarkımın tarz olarak (Bryan’ın grubu) Love’ı çağrıştırdığını söylemesi şarkıdaki melodilerle değil, şarkının akort yapısıyla ilgili; tam Bryan’ın besteleyeceği türden bir şeye benziyor. Yaylı düzenlemeleri de hakeza…

Albümdeki şarkıların inanılmaz nostaljik. Buna rağmen bir yandan da geleceğe merakla bakıyor gibisin. Gelecek günler konusunda heyecanlı mısın?

Hayatımı oldum olası sürprizler şekillendirdi, dolayısıyla hiçbir fikrim yok. Sürprizlere de açığım. Kendime yonttuğum hayatta ruhani korkulara ya da romantik kısıtlamalara yer yok. Kalbim bütünüyle açık ve özgür. Yaratıcılıkta sınır göremiyorum. Hiçbir fikrim yok.

Belki de dünyanın şu anki durumu –burada cinas yapacağım- bizim için yeni bir yaşamı önceliyordur, ne dersin?

(gülüyor) Tek yapabileceğim şey umudumu korumak. Bence herkes şöyle bir yavaşlayacak, çevresindeki şeylerin kıymetini kavrayacak. Umarım birbirimize yardımcı olmayı öğreniriz. Bakalım, görelim.