Kaptan Kadavra İle Söyleşi

Son güncelleme:

“Albüm bize benziyor; bizim de karanlık ve goygoy yanlarımız var.”

Kendi deyişleriyle “diksiyonu düzgün, dış görünüşüne ve kişisel bakımına önem veren, takım çalışmasına yatkın” 5 kişiden oluşan Ankaralı metal grubu Kaptan Kadavra, geçtiğimiz günlerde ilk albümüyle 2021’e bomba gibi girdi. Kıyı’daki inceleme yazımda da bahsettiğim gibi, grup bize bu albümde standart bir death metal albümünde bulabileceğimizden çok daha fazlasını sofistike ama bir o kadar da doğal bir şekilde veriyor. Albüm, dinleyenlere eksantrik öğelerin şaşırtıcı birlikteliğiyle düzenlenmiş parçalar sunuyor. Grupla ruh sancılarından goygoya, askerlikten festivallere, lafın lafı açtığı uzun bir sohbete daldık. Keyifli bir okuma deneyimi yaşamanız umuduyla lafı uzatmadan başlayalım.

İlk albümünüz taptaze çıktı, hem de nasıl çıktı. Oturaklı bir death metal sound’u, yırtıcı riffler, vurucu vokaller ve geneline baktığımızda baştan sona tutarlı ve ince ince işlenmiş bir iş çıkardınız. Sanki bu grup hep varmış da şimdi ortaya çıkmış gibi. Sanırım bize grubunuzun oluşum ve gelişim süreciyle ilgili bir açıklama borçlusunuz.

Anıl Özbek (gitar) : Müzikle hep haşır neşirdik ve bir şeyler yapıyorduk yıllardan beri. Uzun süredir de iyi arkadaşız. Önceden beri hep birlikte müzik dinleyip takıldık ama birlikte proje yapma fırsatımız çok olmadı. Daha önce biz Gürkan’la (bass) In White grubunda birlikte çalmıştık. O grupla 2014’te bir albüm yapmıştık. Daha melodik death metal ve konvansiyonel işlerdi bunlar. Barkın (gitar) çok uzun süredir yakın arkadaşımız. Barkın ve Gürkan kuzenler bu arada. Onların Centurion diye bir grubu vardı. Onlarla da eskiden beri piyasadan tanışıyoruz. Hatta biz Gürkan’ı In White olarak Centurion’dan çalmıştık.       

Oset Kankoç (vokal): Centurion’da Oset, Gürkan ve Barkın vardı. Hatta biz In White ile konserler de verdik ve kardeş grup gibi çok takıldık.

Anıl Özbek : Anıl (Atak) Centurion’da çalmadı mı yahu?

Anıl Atak (davul): Çaldı [gülüyor]. İki grup bir araya geldi gibi bir şey oldu.

Gürkan Gürler (bas): Ben grupları birleştirdim gibi oldu.

Anıl Özbek : Birlikte bir şeyler yapmak hep istiyorduk ve o şekilde bir araya geldik. İlk müzik denememiz değil tabii ki. İyi kötü geçmişte denemelerimiz var; bir kayıt ortamı görme, bir şarkı çıkarma, reaksiyon alma gibi. Geçmişte hepimiz iyisiyle kötüsüyle birtakım geri dönüşler aldık. Bir de hepimiz aktif dinleyiciyiz. Hem bize keyif veren, hem de bize benzeyen bir müzik yapmak istedik.

Oset Kankoç : Burada dinleyici olmak bence çok önemli. Piyasada metal dinleyen insan çok azaldı. Özellikle bizim beraber büyüdüğümüz insanların hepsi garip müzikler dinlemeye başladı.

Anıl Özbek : Evlendiler bir de. Evlenince metal dinlemek zorlaşıyor [gülüyorlar].

Barkın Seydioğulları : [aramaya katılır katılmaz giriyor] Metalcilikle ilgili şunu söyleyeceğim. En baştan bizim ilk oluşturduğumuz kimlik metalci kimliği ya hani, o çağlarda var olduğumuz kimliklerden biri yani. İleriki yaşlarda metalci gördüğümüzde kendimizi dolayısıyla daha yakın hissediyoruz gördüğümüz kişiye.

Oset Kankoç : Gelir gelmez koydu lafı.

Anıl Özbek : İşte bu kadar ya!

Albümünüz 2021’in ilk gün bomba gibi patladı adeta. Önceden dijital platformda var olmayan bir grup olarak, albümün çıkışından önce herhangi bir tekli çıkarmadan direkt albümü yayımladınız. Bu aslında şimdilerde popülaritesi ne olursa olsun çok az sanatçının takip ettiği bir yöntem. Buna rağmen bir çok Spotify listesinde (özellikle Submithub üzerinden girilen) kendinize yer buldunuz. Sizi bu yönelime iten düşünceniz neydi?

Anıl Özbek : Biz günlük hayatımızda da sürekli müzik dinleyen insanlarız ve Submithub’da da curator olarak bulunuyoruz, ayrı bir proje olarak. Çok fazla grupla karşılaşıyoruz yani. Bu noktada (bu izlediğimiz yol) aslında bir stratejiydi. Bir tek Taşikardi’yi albümden on gün önce falan YouTube’dan yayımlamıştık ama çok da tekli olarak sayılmazdı. Biraz daha albüm çıkmadan merak eden birkaç kişi olsun istedik. Burada biraz hissiyat şu yöndeydi. Çok fazla materyali olmadan sesi çok çıkan fazlasıyla grup var piyasada. Biz de zamanında bunu çok yaptık. Bir parça yaparkan İnstagram’dan falan sürekli bir push, reklam vesaire oluyor. Örneğin böyle takip ettiğim gruplar var. İlk albümleri çıkacak diye haber çıkartıyorlar, sonra aylar geçiyor ve yok davulcu ayrılıyor, yok başka şeyler oluyor, “o kim, bu kim, albüm nerede?” derken olmuyor yani. Biz insanlar bunu hissetsin istemedik. İnsanların karşısına “biz bir grubuz” diye çıkacaksak, bunu yüklü bir materyal ile yapmamız gerektiğine inandım. Single (konusu) içinse, albüm biraz daha bütün düşünülerek tasarlanmıştı. O yüzden single stratejisinin de bizim için faydalı olmayacağını düşündük. İnsanların tüketip kapatacağı bir albümden ziyade, insanların tekrar tekrar dönüp geleceği bir iş yapmak istedik. Az laf çok müzik yapmak istedik temelde. Çünkü bu albüm aşağı yukarı belki bir yıldır hazır. Sadece vokal kaydını yapamamıştık pandemi sürecinden ötürü. Biz sosyal medyada duyurular yapmaya başladığımızda zaten her şey hazırdı. Albümden bir ay öncesinde de bir tıklatıp insanlara ulaşmak daha kolay olsun gibi bir amaçla yayınladık videoları. Yani her şey bilinçli bir şekilde yapıldı. Bir an önce ortaya yüklü bir materyal koymak istedik.

Oset Kankoç :  Bir de olgun dönemimize denk geldi hepimizin müzikal açıdandan da. Daha önce dediğimiz gibi Centurion’dan dört kişi vardı. Bizim bir teklimiz vardı, çıkmadığımız bar kalmamıştı. Kendi kendimizi boostluyorduk yani. Anıl’ın dediği gibi hemen ne varsa sürelim dedik.

Anıl Özbek : Bunu cevap olarak yazarken de piyasayı bombalıyor gibi olmasın, yani “herkes laf yapıyor icraat yok” gibi olmasın çünkü biz bu hataları yaptık daha önce. Bunun uzun vadede mantıksız olduğunu fark ettik ve bu hataları bu sefer yapmamak istedik.

Oset Kankoç :  Şu da var. Maddi açıdan da biraz daha rahatlayınca albümü çıkartmak da daha kolay oluyor. 

Anıl Özbek : Evet, eskiye kıyasla şimdi herkes okulları bitirdi. Herkes işi gücü ile bir şekilde uğraşıyor. O yüzden zamanlama da net oldu yani.

Peki albümün 2021’in ilk gününde çıkmasıyla ilgili özel bir düşünceniz veya mesajınız var mıydı; 2020’nin cerahatini atalım, veya yeni bir sayfa açalım gibi?

Oset Kankoç : 2021’e kendimizi atalım dedik belki de. Çok bir nedeni yok aslında [gülüyor].

Anıl Özbek : 2021’i beklemek için bir sebebimiz olsun istedik herhalde içten içe, şu an farkediyorum bunu [gülüyor].

Barkın Seydioğulları : Bir mesajımız olduğunu düşünmüyorum ben.

Oset Kankoç :  Bu albümün zaten 5-6 ay daha önceden çıkması gerekiyordu. Vokalleri bitiremedik ondan böyle oldu.

Anıl Özbek : Evet, pandemi olmasaydı daha erken çıkardı. Ama şöyle bir şey de var, iyi kötü dijital trendleri biliyoruz. Bu albümü geçtiğimiz Aralık ayında çıkarsaydık, albüm bir 2020 albümü olacaktı. Yeni olsa da öyle bir algı oluşacaktı. Baktık Aralık’a doğru kayıyor release, biz de 1 Ocak olsun dedik. O da güzel bir güne denk geldi, insanların evde olup albüme denk gelme olasılığını arttığı bir dönem oldu. Bu sayede de beklediğimden daha çok dinlendi. Ama 2020’ye bir mesaj gibi bir şey söz konusu değil. İçimizde yeni bir yıl yeni heyecanlar gibi bir şey yok yani [gülüyor].

Evet bunu da soracaktım zaten. Albüm çıktıktan sonra kısa sürede belli bir dinlenyeme ulaştı ve siz de sosyal medya kanallarınızdan yaptığınız paylaşımda “stres seviyenizin azaldığını ve hayat kalitenizde gözle görülür bir artış olduğunu” söylediniz. Şu an havalar nasıl, nasıl hissediyorsunuz? Albüm hakkındaki geri dönüşleri düşündüğümüzde gruptaki keyifler nasıl?

Oset Kankoç :  Beklentimizden hakikaten daha iyi. Biraz virallik potansiyeli vardı, bunu biliyorduk. Anıl (Özbek) da gerçekten pazarlamada iyidir. Üst üste binince de gayet güzel bir başlangıç yapıp güzel geri dönüşler aldık. Özellikle de ulaşmak istediğimiz kitleye de ulaştık. En çok da o sevindirdi. Daha modern insanlar ve yırtık tipler [gülüyor].

Barkın Seydioğulları : Bir de o insanların takdir etmesi, şahsım adına, beni çok sevindirdi. Çünkü onlara ulaşmak istiyorduk ve onlardan pozitif bir geri dönüş aldık. Mesela sen (C.Y.).

Oset Kankoç :  (Ulaşmak istediğimiz insanlar) Senin gibi müziğin üzerine düşünen, yazan, konuşan insanlardı.

Anıl Özbek :  Evet, böyle insanlara ulaşmak istiyorduk biz. İlk ayın sonunda 500-1000 arası insana ulaşması benim için iyimser bir tahmindi. Bu daha hızlı oldu çünkü insanlar birbirlerine albümden bahsetti. Ben birazcık data manyağı bir insanım; bakarım sürekli kim nerede dinliyor, nasıl dinliyor, trafik nereden geliyor gibi. Böyle  şeylere baktığım ve daha önce de müzik yaptığım için şunu görebiliyorum ki insanlar Whatsapp’tan birbirlerine paylaşıyorlar albümü. Farklı kanallardan okuyorlar. O yüzden beklediğimizin üstünde. Müthiş bir sayı mı? Değil. Hala underground’uz ama küçük hayal etmiştik. Bu kadar dinlenmesi bizi sevindirdi. Mutluyuz gerçekten, stres seviyesi düşük.

Gürkan Gürler: Aslında (sayı olarak) beklediğimiz bir şeydi ama bu kadar çabuk olması şaşırttı [gülüyor].

Anıl Atak : Ben burada farklı bir şey söyleyeceğim. Benim açımdan farklı bir şey oldu diyebilirim. Bence albüm çok dürüst bir albüm. Herkesin sevdiği ve dinlediği tarzda bir iş oldu. Benim için de keyifle, her gün baştan sona dinlediğim bir albüm oldu. İçinde bulunduğum bir projenin ürününü her gün aynı keyifle tüketebiliyor olmak benim için çok büyük bir mutluluk kaynağı. Bunun, bütün üyelerimiz için de geçerli olduğunu biliyorum. Bizim için böyle olduktan sonra diğer insanlar için de neden böyle olmasın diye düşünüyorum. Bizim için eskimiyor, ilk günkü keyfi alıyoruz dinlerken. Bu çok önemli, samimi ve dürüst bir şey. Açıp yüzüne de bakmayabilirsin albüm çıktıktan sonra. Ama bir dinleyici kulağıyla keyif alarak dinleyebiliyoruz. Bu bence çok önemli bir şey.

Anıl Özbek : Anıl’ın dediğine destek olarak şunu da hissettim. Bizim hoşumuza gitsin diye çok uğraştık. Önceki gruplarımızda yaptığımız işlerde “şöyle bir şey yaparsak şu insanların hoşuna gidedebilir” veya “şöyle bir gitar solosu yazarsak gitar çalanların hoşuna gider” gibi piyasayı mutlu etme üzerine çalıştık zamanında. Bu sefer biraz da biz keyif alalım dedik, kaydederken de dinlerken de. Bu kendimize yaptığımız bir albüm ve kendimize benzeyen insanların da keyifle dinlediği bir albüm oldu. O yüzden bu çok özelmiş, keşke daha önce de böyle yapsaymışız [gülüyor].

Şunu da söylemeden geçmeyeyim. Genelde müzikte, edebiyatta, sinemada kendi yaptığımız işe geri dönüp bakmak biraz sancılı olur. Yaptığınız işi hala dinleyebiliyor olmak pek kolay bir şey değil, hele bir de miksi falan içinizden biri yapıyorsa iyice zor.

Anıl Atak :
Normalde öyle olması lazım. Ama her gün dinliyorum. Albüm hayatımı değiştirdi. Başka bir şey dinleyemez bir hale geldim, tam anlamıyla. Albüm bitmeden hayattan keyif alamaz hale geldim [gülüyorlar].

Anıl Özbek: Anıl gruptan değilmiş gibi konuşuyorsun [gülüyor].

Oset Kankoç : Fan getirdik!

Anıl Özbek:  Onda şunun etkisi de var. Biz aslında altı aydır demo gibi bir şey dinliyorduk. Yani vokal kayıtları, post miks ve mastering süreçlerinden öncesinde dinlediğimiz başka bir şey gibiydi. Açıkçası Kasım gibi ben sıkılmaya başlamıştım ama tekrar vokal, miks ve mastering olunca bu durum baştan dinliyormuş gibi bir hissi de yarattı.

Anıl Atak : Evet, bir üst seviyeye taşıdı.

Kesinlikle. Vokallerin albüme etkisi gerçekten yazımda da belirttiğim gibi çok büyük. Hazır yeri gelmişken şunu da söyleyeyim. Albümdeki sözler Türkçe yazılmış. Aslında bu metal müzikte çok sırıtabilir, özenti gibi duyulabilir veya hiç anlaşılmayabilir sözler. Siz bu zor dengeyi çok güzel kurmuşsunuz ve çok eğreti olabilecek bir durumu rahatça atlatıp müziğinize bir katman olarak eklemişsiniz.

Onset Kankoç
: Biz de beklemiyorduk bu arada. Bizim kafamızda da o “Türkçe metal olur mu?” sorusu vardı. Zaten ilk defa Türkçe yapıyoruz. Daha önceki gruplarımızda İngilizce yapıyorduk. Bir deneyelim dedik ve güzel oldu. Belki de vokalin söyleme tekniğiyle alakalı bir şey de olabilir bu. Mesela hardcore olsaydı böyle olmayabilirdi; bana Türkçe hardcore biraz garip geliyor. Bir de şarkı sözlerimiz de bize yardımcı oluyor.

Anıl Özbek : Ya evet, ben de onu diyeceğim. “Dark throne 666, şeytanın şeyi iniyor bilmem neler geliyor” şeklinde olsaydı cringe kaçardı. Biz sözlerimizde biraz “bir yıkılmışlık, tükenmişlik var ve biz bunu haykırıyoruz”u vermek istedik. Bazı sözleri gerçekten inanarak söyledik. Çünkü bir şeylerin çok üst üste geldiği, gerçekten çığlık atmaya hazır olduğumuz bir döneme denk geldi. O açıdan başta biz de endişeliydik ama kaydettikten sonra “oldu” dedik.

Anıl Atak : Ben burada bir şey ekleyeyim. Bence şarkı sözlerinde ve vokal tarzında biraz metal müziğin sınırlarını aşan bir durum var. Bana birazcık Amerikan hardcore, punk ve stoner kültürlerinin birleşimi var gibi geliyor. Yani düz bir vokal yerine bir çok estetikten etki almış bir hava olması vokallere özgünlük katıyor. En azından bir dinleyici olarak ben böyle düşünüyorum.

Anıl Özbek : Senden aldığımız övgüyü kimseden almadık Anıl [gülüyorlar].

Anıl Atak : Yani çok farklı açılardan yaklaşılabilecek bir albüm, her yönüyle.

Anıl Özbek : Beğenmene sevindik kanka [gülüyorlar].                     

Ben albümü ikinci ve üçüncü dinleyişimde ilkine göre farklı şeyler keşfettim sözlerde. Albümün sound’undaki tutarlılıkta olduğu gibi, sözlerde de sağlanan genel bir ifade var diyebilir miyiz?

Oset Kankoç : Bunu daha önceden söylemişlerdi bize yorumlarda. Aslında üzerine aşırı düşündüğümüz bir söz yazım süreci olmadı. Aklımıza ne geliyorsa şeklinde değil de, daha çok o an neler hissediyorsak şeklinde yazıldı. Biraz da melodiye uydurmaya çalıştık. O şekilde çıktı sözler.

Barkın Seydioğulları : Mesela Et ve Kemik’i yazarkan o sırada hepimiz evde oturuyor ve panik atak ve kötü ruh hali durumlarından muhabbet ediyorduk. Sonra komik komik sözler yazmaya başladık. Biraz esprili oldu, biraz da gerçekten mental breakdown yaşayan birinin neler hissettiği üzerine bir konuşmaya soktu bizi. 

Anıl Özbek:  Hepimiz o tarz olayları zamanında yaşadığımızı fark ettik. Bu şekildeki kötücül hissiyatların içimize dolduğu, tamamen neşeden koptuğumuz, vücudumuzun dopamin/serotonin salgılayamaz olduğu, çaresizlik içinde kaldığımız dönemleri hayatımızın belli noktalarında hepimiz yaşamışız yani. O anlarda yaşadıklarımızı sözlere dökerken güldük. Çünkü hepimiz az ya da çok yaşamıştık bunları. Bir yandan da terapi, grup seansı gibi de oldu yani [gülüyor].

Barkın Seydioğulları : Beraber konuşurken gülerek bahsettik bu durumlardan. Aslında hem karanlık hem de biraz bununla dalga geçmek gibi oldu ve bu doğal gelişti. Sadece karanlık veya sadece humour olsa orijinal olmazdı. Böyle olunca bir muhabbet gibi oldu ve onun üzerine gelişti. Bazı ufak şeylere referanslar da var sözlerde. Örneğin Buhar Gücü’nde sanayi devrimine bir referans var.

Anıl Özbek : Buhar Gücü’nde askerliğe de bir referans var.

Barkın Seydioğulları : Sanayi devrimi, militarizm gibi yerlere çekilebilir evet.

Anıl Atak: Temiz enerji kullanımı [gülüyorlar].

Yazımda da bahsettiğim gibi, ikinci baştan sona dinleyişimde araya giren diyaloglar ve kayıtları duyunca gerçekten sesli güldüm. Kendi commentary’nizi yapmışsınız gibi. Sonra kendi kendime “acaba Kaptan Kadavra Hayko Cepkin’den telif konularıyla ilgili bir telefon bekliyor mu?” diye sordum [gülüyorlar]. Tüm bu eğlenceli ve sanki bir şeylerin parodisi gibi olan bölümlerin yanı sıra, albümün bir ağırlığı, bir olgunluğu var. Dengeyi çok iyi sağlamışınız. Övülmesi gereken başka bir nokta bence. Yani Anıl (Atak) övmedi bari ben öveyim [gülüyorlar]. Bu bölümleri ekleme fikirleri nasıl oluştu?

Oset Kankoç : Ona şöyle bir yorum getirebiliriz. Hepimiz çok goygoycu tipleriz. Mesela ben çok severim goygoyu. Ama işin ciddi olmasın gerektiğinde de ciddi olmayı biliyoruz. Belki kendimizi yansıtmışızdır albümde.

Anıl Özbek : Evet. Albüm bize benziyor; bizim de karanlık ve goygoy yanlarımız var. Albüm sakinleşiyor, sertleşiyor, sinirleniyor sonra gülüyor. Baktığımda ben de öyleyim, hepimiz öyleyiz.

Oset Kankoç : Hiçbirimiz öyle depresif de değiliz ama. Yani “abi ne kadar kötüyüz” tadında takılmıyoruz. Belki bu şekilde dışarı vurmuşuzdur diye düşünüyorum.

Anıl Özbek : Evet. Birbirimizin kötü anlarını konuşup gülüyoruz. “O ağladığın günü hatırlıyor musun kanka? O gün ne biçim bebek gibi ağlamıştın!” gibi dalga geçiyoruz, onun da goygoyunu yapıyoruz [gülüyorlar]. Yani çok karanlığa hapsolup onu yaşatan insanlar değiliz. Hayatımızda yaşadığımız karanlık dönemleri müzikte de olduğu gibi kusuyoruz ve geçiyor sonra.

Oset Kankoç : Dinlediğimiz müziklerde ve yapılan işlerde, mesela Gürkan çizerdir, sevdiğimiz şeylerde de hep bir karanlık yön var.

Sormadan edemeyeceğim. Grubun isminin Bloodbath’in bir parçasıyla (Year of the Cadaver) bir bağlantısı var mı?

Var mıymış? Varsa çok seviniriz [gülüyorlar].

Anıl Özbek :  Bir gün “herkes birasını alsın, bugün grubun adına karar veriyoruz” gibi bir toplandık. Elimizdeki materyalleri değerlendirdik. Fonetiği aslında çok hoşumuza gitti. Hep cümle içinde kullanmaya çalıştık. Biraz serbest çağrışım yaptık. K harflerinin seslerinin ardarda gelmesi Cannibal Corpse gibi hoş geldi kulağımıza.

Barkın Seydioğulları:  Gürkan’ın duvarda çizimleri falan vardı; bağırsaklar, pis pis şeyler asılıydı. Oradan bir kadavra çağrışımı oldu. Yanında da Kaptan Amerika vardı. Kaptan Kadavra neden olmasın dedik ve çok hatta çok güldük ilk bulduğumuzda.

Anıl Özbek : O gün sihirli bir an oluştu ve herkes “evet bu olsun” dedi. Şu mu olsun bu mu olsun gibi çok düşünmeden, biralarımız bittiğinde grubun adı da netleşmişti.

Albümdeki parçalarda çok farklı öğeler ve ayrıksı geçişler olmasına rağmen, hem parçalar kendi içlerinde hem de albüm genel olarak çok tutarlı ve derli toplu. Bence yapılması epeyi güç bir iş. Albümün besteleme sürecinde nasıl bir yol izlendi, bu süreci ne tarz unsurlar şekillendirdi?

Anıl Özbek : Elimde çok fazla materyal vardı. Genelde ciddi death metal işleri yapıyordum kendi projelerim için. Ama kendi projeme yediremeyeceğim birçok şey olduğunu ve içimde death metalden fazla bir şeyler olduğunu fark ettim. Dolayısıyla evde oturdum ve yaptım albümü. Bu şekilde gelişti alt yapı en azından. Ama ben albümün asıl kimliğinin vokallerle ve görsellerle oturduğunu düşünüyorum. Yani biten albümün üstüne, daha önce yaptığımız, çokça yapılan vokaller yazıp, karanlık bir albüm kapağı ve standart bir iletişim diliyle ilerleseydik, grupça bu kafayı yakalayamazdık diye düşünüyorum. Yani Kaptan Kadavra’nın bir iletişim grubu olduğunu, bizim de iletişim insanları olduğumuzu düşünüyorum. Gerçekten bir bağ kurmak istiyoruz insanlarla. Asıl odaklandığımız şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Gruptaki herkesin fazlasıyla söz sahibi olduğu bir üretim süreci oldu.Mesela sözlerin yazımına ben neredeyse hiç karışmadım; zaten çok da güçlü olduğum bir alan değildir. Daha Kaptan Kadavra yokken bunlar benim yazdığım parçalardı ve ben bunlarla ne yapacağımı bilmiyordum. Bir araya geldik ve bunlarla bir şeyler yapalım dedik. O saatten sonra olay iletişime döndü ve bence grup o andan itibaren kuruldu. Yaptığımız şeyin yüzde doksanı da albüm bittikten sonra yapıldı bence, her şeyiyle. İkinci albüm de çok uzak değil esasında. Eğer ben askere gitmiyor olsam şu aralar kayda giriyorduk yani. Elimizde riffler ve havada uçuşan fikirler var. Bunların daha natürel, bir araya geldiğimizde oluşacak bir şeyler olmasını istiyorum. Ama ilk albüm enstrümantal olarak tek kafadan çıktı, o da benden çıktı.

Oset Kankoç : Farklı müzik türleriyle ilgili durumu da ben anlatayım. Albümün demo halini ilk dinlediğimizde nereye çekersen oraya gelen bir albümdü. Bu türlerin özelleşmesi, üzerine gelen vokallerle gelişti. Parçaların üzerine yaptığım o gırtlaktan, At the Gates gibi vokallerden sonra şimdi herkes death metal diyor albüm için.  Ben hiç death metal yaptığımızı düşünmüyordum aslında. Tamam sert gitarlar blast beatler falan var ama yine de vokallerden önce öyle gelmiyordu bana hiç. O stoner öğeleri de en başında hepimizin dikkatini çeken şeydi. Günlük hayatta hep stoner doom dinlerim mesela, Gürkan da öyle. Böyle farklı sesleri de duyunca, bizi de ayrı bir çekti Anıl’ın bu güzel gitar projesi.

Gürkan Gürler : Önceden yaptığımız müziklerde “biz şimdi melodik death metal yapacağız” şeklinde başlıyorduk. Bu işte tarz belirlemeden yola çıktık. İnsanlar dinledikten sonra groove metal gibi şeyler söylediler. Biz groove metal yaptık diye düşünmemiştik. Bu güzel bir şey.

Anıl Özbek : Albümü çıkartmadan önce doldurmamız gereken formlarda da janra bölümlerini yazarken zorlandık. Tam bir kalıba sokamadık tarzımızı. Hatta eşe dosta falan da sorduk.

Albümde bir başka dikkatimi çeken şey prodüksiyonun gücü.  Sanki bitmiş ürünün nasıl duyulacağını kayıttan önce biliyordunuz ve tüm prodüksiyon sürecini ona göre hazırlamışsınız gibi. Bize biraz bu prodüksiyon ve kayıt süreçten bahseder misiniz ?

Anıl Özbek : Dediğim gibi albümü evde kaydettim.Özellikle davullarda natural bir sound elde edebilmek için epeyi uğraştım. Davulu çıplak bir şekilde çok fazla dinledim. Çok kompreslenmemiş, çok daraltılmamış, sustain’i olan ve doğal duyulacak bir davul sound’u yakaladım sonunda. Orada gerçekten bir kafayı sıyırma var, sabahlara kadar çalışma şeklinde.

Oset Kankoç : Miks ve mastering sürecinden de biraz bahset istersen, Anıl.

Gürkan Gürler : Vokal kaydı için de stüdyoya gittik, onu da ekleyelim.

Anıl Özbek : Vokal için Ozan Yıldırım ile çalıştık, Deadhouse Studios, Ankara’da. Hem abi hem de arkadaş olarak çok sevdiğim, kendisiyle çalışması çok keyifli bir insandır. Yani insanların işlerini yapayım geçeyim demek yerine “dur abi şurası tam olmadı tekrar alalım” gibi sahiplenir işi. Bir tam gün boyunca kapanıp vokalleri kaydettik. Zaten bestesi güftesi falan hazır bir şekilde kaydettik. Parçaların miksi de büyük oranda bitmişti ama Ozan küçük dokunuşlar yaptı. Tabii o çok fazla albüm çıkaran biri olduğu için ufak detayları iyi cilaladı. Yani tamamen ürünün güzel olmasını istediğinden gönüllü olarak yaptı bunu. Vokalleri parçaya yedirirken ufak tefek değişikliklerle bir post-mix polish yaptı diyebiliriz. Çok da toparlamadık ama, live sound’a benzesin diye. Çünkü konserde öyle duyulmayacak. Doğal duyulsun istedik. Mastering için de evde iyi kötü bir mastering chain’im var. Onu da o şekilde yaptık. Böyle kısık ateşte yavaş yavaş oldu albüm diyebiliriz.

Şu sıralar konser işleri maalesef rafa kalkmış halde, malumumuz durumdan dolayı. Ancak pandeminin elverdiği koşullarda Kaptan Kadavra yerel sahnelerde ve festivallerde dinleyicileriyle buluşacak mı?

Anıl Özbek : Hiç konser verememiş olmamız ve bir süre de veremeyecek olmamız gibi bir durum var maalesef. Ama canlı çalmaya çok odaklı bir grubuz ve gerçekten bir an önce konserler vermek istiyoruz. Hepimizin iyi kötü bar konserleri, küçük yarışmalar ve festivaller gibi deneyimleri var. Kaptan Kadavra bütünüyle bir proje olduğu ve dediğim gibi bir iletişim grubu olduğu için konser noktasına da çok kafa yoruyoruz. Bunun için de tabii ki ancak asgari şartlarda gerçekleşebilen bir metal konserinin üstüne bir şeyler koyabiliriz.

Et ve Kemik, Taşikardi ve Güller Açar benim favorilerim diyebilirim. Sizin albümdeki favori parçalarınız hangileridir?

Anıl Atak: Benim favorim kesinlikle Buhar Gücü.

Anıl Özbek : Sürpriz! Seninle röportaj yapıyormuşuz gibi hissediyorum [gülüyorlar].

Anıl Atak: Çok net bir şekilde Buhar Gücü. Sorularınıza açığım, yapabilirsiniz röportaj.

Anıl Özbek : Ben Gırtlağa Kadar diyorum çünkü kısa, kompakt ve bir şarkıda Kaptan Kadavra’nın her elementinden bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Albümün özeti gibi hissediyorum. Çalarken de çok keyif aldım provalarda.

Gürkan Gürler : Benim de bayadır Et ve Kemik. Klibi yaparken de baya haşır neşir oldum, çok dinledim.

Klipler ve animasyonlar çok güzel bu arada. Eline sağlık.

Anıl Özbek : DIY bir grubuz. Kapak, klip ve bütün görselleri Gürkan yapıyor; miks falan herşey in house üretiliyor.

Oset Kankoç : Barkın Bey’in favorisi nedir?

Barkın Seydioğulları : Barkın Bey’in favorisi Güller Açar. Çalması çok keyifli. Evde kafam iyiyken falan da çalıyorum. Bir de şarkının stoner başlayıp sonra hızlı bir yere girişini, o inişli çıkışlı halini çok seviyorum. Dinlettiriyor kendini yani. Bir de Ruh ve Sinir’i çok seviyorum. O parçadaki o clean tondaki gamlar falan bana yaratıcı geliyor.

Oset Kankoç : Şimdi herkes farklı bir şey söylüyor gibi olacak ama ben kesinlikle Taşikardi’ciyim. Hem şarkı sözleri çok hoşuma gidiyor hem de orada çok hissederek söylediğimi de biliyorum. Baya yırtıcı bir şarkı.

Anıl Özbek : Biliyordum öyle olduğunu çünkü çok iyi söyledin o şarkıyı. Vokalleri en sevdiğin şarkı diye sorsan Taşikardi derim, açık ara yani.

Albümü keyifle dinlerken, özellikle bu tarzlar arası geçişinize dikkat edip, bu albümün üstüne koyarak ileriki dönemde çok daha güçlü bir şeyler yapacağınızı hissettim. Yurtdışı hedefleriniz, hayalleriniz var mı, büyük festivallerde çalmak gibi?

Oset Kankoç : Zaten kurulma amaçlarından biri de o. Hepimizin istediği büyük bir açık hava sahnesinde güzel bir kitleye ulaşmak. Zaten sahnemize de güveniyor olacağız, üzerine kafa yoruyoruz. Ama temkinliyiz. Biraz hırçın bir albüm; herkese ulaşır mı, böyle projelerde yer alabilir miyiz gibi soru işaretleri var tabi. Yani death metale ne kadar değer veriliyor Türkiye’de?

Anıl Özbek : Ya bu bizi Harbiye’ye çıkaracak bir müzik değil, bunda hem fikiriz [gülüyor]. Bizim de işe girerken ki temel motivasyonumuz ve hayalimiz şuydu. Biz canlı bir grup olmak istiyoruz. Bizim bu işten en çok zevk alacağımız yer sahne olacak. Çalışan insanlarız, beyaz yakalı sayılabiliriz. Konserler vermek, turneye çıkmak ve bu şekilde insanları eğlendirmek ve kendi hayatımıza bu şekilde bir motivasyon vermek istiyoruz. Çünkü bu müzikle geçinip, yuva kurup, çoluk çocuğa karışacak bir seviyeye gelirsek çok şaşırırız.

Gökhan Gürler : Ben kredi çekmiştim… [gülüyorlar]

Anıl Özbek : Kaptan Kadavra bize ne verirden ziyade biz Kaptan Kadavra’ya ne veririz ve karşılığında ne kadar keyif alırız noktasındayız. O yüzden temel motivasyonumuz sahne aslında.

Sahne için de iyice düşündünüz. Sahne imajınızı, kimin nerede olacağını, konserlerdeki setin sürecini kurguladınız.

Oset Kankoç :
Evet bunları düşürüyoruz, maske falan da olacak. Belirli fikirlerimiz var. Ama üstüne çok da düşünüp doğallığını bozmak istemiyoruz.

Anıl Özbek :  Canlıda o samimiyet önemli. İnsanlar zaman ve para vererek senin için geliyorlar. Sen de o insanlar için bir emek verip, çalışıp, karşılarına çıkıyorsun. Umarım insanların bu beklentisini net bir şekilde karşılarız. İnsanlar konsere gitmeyi de çok özledi. Biz de konser vermekten çok konser izlemeyi çok özledik açıkçası. Büyük küçük her konsere gideriz biz de, neredeyse oraya atlar gideriz. Umarım bir an önce konserlere tekrar kavuşuruz.

Hepinize zamanınız ve sohbetiniz için teşekkür ediyorum. Kıyı okurlarına ya da takipçilerinize bir sözünüz var mıdır?

Çok seviyoruz hepsini.  Açıp okudukları için, dinledikleri için hepsine çok teşekkür ediyoruz. Sana da bu röportaj için ve albümü detaylı dinlediğin için çok teşekkür ediyoruz.