Rüyalar Aleminden: Valgeir Sigurdsson

Bu kuzeylileri anlayamıyorum. Konuşuyorsun, iki sohbet ediyorsun, huzurlu insanlara benziyorlar. Ne bileyim kendileriyle barışıklar, fakat bu kuzeyli müzisyenlerin içindeki karanlığın kaynağı nedir? Hiç bilemedim, anlayamadım.

21 Şubat Perşembe akşamı Salon İKSV’nin konuğu olacak Valgier Sigurdsson, aslında Kıyı Müzik‘te takip ettiğiniz, Piyano Piyano Bacaksız programının konseptine cuk oturuyor.  İzlandalı Valgeir Sigurdsson Björk, Feist, Bonnie ‘Prince’ Billy, Camille, CocoRosie, The Magic Numbers ve nice isimlerle ortak çalışmalara imza attı. 3 albüm yaptı. Multi enstrumanist bir şahıs. Gitar, keyboard, bas vs. çalıyor. Ayrıca elektronik teknolojilerle de arası pekiyi, şarkılarında da hissediliyor bu.  Yıllar önce, Türkiye’de de bir şubesi bulunan SAE akademiden mezun olmuş ses mühendisi olarak.

Baktık ki, kıyıda köşede kalmış bir müzik yapıyor, tam bize göre. Stephen Petronio’nun aynı isimli bale eseri Architecture of Loss ve Dreamland isimli, maden endüstrisinin açgözlülüğünü ve bu anlamda İzlanda’nın doğal güzelliklerinin tehlike altında oluşunu gözler önüne seren belgesel film için müzikler hazırlaması, bizim de kendisine ulaşıp birkaç soru sorma cesaretini verdi bize.

Fakat Valgeir kendisini İstanbul’un güzelliklerine kaptırınca, olan oldu ve buluşmayı gerçekleştiremedik. Bu sebeple sorularımızı mail olarak gönderdik, neyse ki bizi kırmadı ve sorularımızı cevapladı. Böylece onu kendi kısa, net cümleleri ile tanıma fırsatı bulduk. İşte müziğe bakışı, çalışmaları, sevdikleri, saydıkları ve aklımıza takılan başka saçma sapan sorularımız ve kısa, öz cevapları. Kuzeyli sonuçta net insan.

Kıvanç Gökmen – Handan Uzal

Björk’ten Feist’e, CocoRosie’den Mum’a kadar pek çok farklı sanatçı ile birlikte çalıştın. Bu projelerin prodüksiyon mu yoksa müzisyenlik tarafını mı daha çok seviyorsun?

Benim için müzik, ortak çalışmalar yapmak, paylaşmak ve öğrenmek demek.  Pek çok inanılmaz insanla çalışma fırsatına sahip oldum. Aslında ben bir müzisyen değilim, gerçekten. Pek çok müzik aletinin üstesinden gelmeyi ve stüdyoyu iyi müzik yapmak için kullanmayı biliyorum. Ama söz konusu virtüözlük olduğunda başka müzisyenlere güveniyorum, mesela Nadia Sirota, bu turnede benimle birlikte ve viyola çalıyor. Aslında ben daha çok yapımcı ve besteci rollerini üstlenmeyi tercih ederim ama müziğin içinde yerimi bulduğumda sahnede olmayı da seviyorum. Daha önceleri klasik gitar eğitimi alıyordum ve klasik gitarla çalışmak benim için korkunç bir tecrübeydi. Bu durumda beni bu işin performans tarafından biraz uzaklaştırdı.

İkinci albümün Dreamland filminin orijinal soundtracklerinden, son albüm Architecture of Loss ise  Stephen Petronio’nun aynı isimle sahneye koyduğu balesi için bestelendi. Film müziği yapmak ile performans için bestelemek arasındaki fark nedir?

Tabii ki bir film ya da balenin kendi parametreleri var ancak yine de özünde birbirinden çok farklı değiller. Sadece kendi beğenin merkezde iken bir albüm yapmak farklılık gösterebilir.

Dreamland ve Architecture of Loss’u  ilk izlediğinde ne hissettin?

Yapmaya çalıştığım şeyi başardığımı düşündüm. Farklı bir çalışma yapmak aslında yeni bir şeyler öğrenmeyi sağlıyor, bunun altını özellikle her seferinde çiziyorum çünkü tüm bu çalışmalar öğrenme sürecinin bir parçası ve öğrendiklerini mutlaka yeni bir işe başlarken yanında getiriyorsun.

Ana akım artık organik bir yapıya doğru yöneliyor, analog kayıtlar geri dönüyor. Sen kendini nerde görüyorsun? Analog mu yoksa digital mi sana daha yakın?

Benim için kaynak daha çok akustik ve organik ama süreç dijital. Analoğun kalbimdeki yeri her zaman farklı tabi.

Son zamanlarda ne dinliyorsun?

Son zamanlarda stüdyoda üzerine çalıştığım şeyleri dinliyorum ve size gerçekten çok fazla şey dinlediğimi söyleyebilirim.

Dinlemekten bıkmadığın 3 şarkı ya da sanatçı?

Son dönemlerde Sinatra, Sibelius ve Sirota dinliyorum.

Son on yıldır İzlanda müziği ya da genellemek gerekirse İskandinav müziği fark edilebilir bir yükselişe geçti, bu konu hakkındaki görüşlerin neler?

Bence bu muhteşem bir şey, ben çok fazla İzlanda müziği dinlemiyorum ama sadece bu tür bir sınıflandırmanın doğru olmadığını düşünüyorum.

3 gündür İstanbul’dasın. Şimdiye kadar nereleri gördün?

Pera bölgesinde kalıyorum ve buralarda dolaşıyorum. Bütün o küçük caddelere cafelere ve dükkanlara bayıldım. Çemberlitaş hamamına gittim ve tam anlamıyla yeniden doğdum. Sultan Ahmet Cami ve  Kapalıçarşı civarı da gerçekten inanılmaz. Buraya yeniden gelmeyi ve daha çok zaman geçirmeyi isterim.

Geçmişte senin için önemli olan, unutamadığın bir konser var mı?

Prince’in Londra O2 performansı unutamadığım türden bir konserdi. Uzun zaman sıkı bir Prince hayranıydım, Bence o bu tarz şeyleri farklı bir boyuta taşıyan biri. Bir de Morton Feldman’nın String Quartet ve Piyano’sunu New York’ta dinledim, o da beni çok etkileyen performanslardan biriydi.

 

Valgier Sigurdsson özel yayınını aşağıdaki başlat tuşuna basarak dinleyebilirsiniz