Evgeny Grinko’nun Kariyerine Bir Bakış

Son güncelleme:

Rus piyanist, müzisyen ve beste yazarı Evgeny Grinko‘nun popülerliği, günümüzde memleket çapında inkar edilemez bir gerçek. Bugüne kadar İstanbul‘dan İzmir‘e, Datça‘dan Antalya‘ya, Kayseri‘den Gaziantep‘e inanılmayacak kadar çok şehirde ve ilçede kapalı gişe konserler veren Grinko önümüzdeki günlerde de İstanbul, Aydın, Ordu, Trabzon, Mersin gibi şehirlere ziyaretlerde bulunacak. Türkiye’de Grinko’ya olan ilgi sosyal medyada da kendini buluyor ve bilmeyenler arama motorlarına “Evgeny Grinko” kimdir diye koşuyor. Bu yazıda Grinko’yu kısa ama derli toplu bir şekilde anlatmaya çalıştık.

Bilhassa “Valse” adlı parçasıyla bilinip sevilen Grinko’nun diskografisi elbette daha nice şaheser barındırıyor. Dilerseniz üstadın yaşamına da atıflarda bulunarak kendisinin incelikli bir profilini çizelim.

Tarzdan Tarza Geçiş Yapan Gençlik Yılları

1984 Zhukovsky doğumlu Grinko’nun müzikal kariyeri, ironik bir biçimde belki de klasik müziğe en uzak tarz olan punk rock gruplarında başlıyor. Gençlik yıllarında birkaç punk ekibinde davulların başına oturan Grinko, ayrıca math rock, avangart ve krautrock tarzında müzik yapan kimi gruplarda da (VOM, Monroe’s Pills, Taroutz Vermo vb.) yer almış. İlk bestesini de daha 16 yaşında bir çocukken yazmış. Joy Division başyapıtı “Love Will Tear Us Apart”ı bir ordu bandosu için yeniden düzenlediğinde ise kafasında bir ampul yanmış ve kendine ait bir orkestra aradığını kavramış.

Piyanoyu Keşfi ve Ruhunun Sesini Bulması

Piyano çalmaya 24 yaşında başlayan Grinko, böyle enstrümanları çocuk yaşta öğrenmeye başlamak gerektiği yönündeki genel inanışı da tek başına yıkıyor aslında. Kısa sürede tuşlarında kendi sesini bulduğu bu mucizevi enstrüman, Grinko’nun ruhuna bir geçiş yolu sunarak üstadın içinden gelen her duyguya tercüman oluyor. Yer yer yerel Rus ezgilerinin, yer Chopin ve Çaykovski gibi büyük üstatların etkilerini görmek mümkün Grinko’nun bestelerinde.

Stüdyo Albümleri ve Taze Kalma Arayışı

Grinko 2011’de ilk albümü Winter Sunshine‘ı piyasaya sürdü. Çok geçmeden Shapitoshou adlı filmde onun da parçalarına yer verildi. Yıllar içinde çeşitli soundtrack albümlerine imza atacak, karşımıza yeni albümler (Ice For Aureliano Buendia, Silent Like Water, Tiny Mouse Tales…) çıkararak gönlümüzü iyice taht kuracaktı. Son kısaçaları Naive Album ise geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Klasik müziğe ek olarak post-rock ve caz gibi tarzlara da dokunan Grinko, taze kalma arayışını “Belki de 5 sene sonra enstrümental hip-hop yaparım,” diyerek ifade ediyordu bir röportajında.

Kültürel ve Tarihsel İlham Kaynakları

Altmışlı yılların Sovyet sineması, Emir Kusturica‘nın filmleri ve Sloven düşünür Slavoj Žižek‘ın çalışmaları, Grinko’nun hayatına ve dünya görüşlerine önemli tesirlerde bulunmuş. 2009 tarihli Cinematic Melodies kısaçalarında ise Çernobil Nükleer Santrali faciasında boşaltılan ve bir daha hayata dönmeyen şehir Pripyat’ı anıyordu piyanist kapanış şarkısı “Morning in Pripyat” ile. Müziğe dönecek olursak, Sovyet tarihinden Dmitry Şostakoviç ve Aram Haçaturyan gibi ustalara, Türk bestecilerden ise Zeki Müren‘e hayranlık beslediğini ifade etmişti kendisi.

Türk Dinleyicisine ve Türkiye’ye Dair Düşünceleri

Biraz da milli duyguları okşamadan yazıyı bitirsek olmazdı. Malum, Grinko kendi ülkesinden çok burada tanınıyor ve seviliyor. İmkan olursa bir Mehter Bandosu’yla birlikte çalmak istediğini söyleyen Grinko, Türk dinleyicisinin ilgisini ve tutkusunu bir mucize olarak gördüğünü ve çok takdir ettiğini belirtmişti. Bizim insanın ilgisine bakacak olursak, bu karşılıklı sevgi daha uzun yıllar süreceğe benzer.

Evgeny Grinko’nun eserlerinden seçtiğimiz bir demet şarkıyı da çalma listesi formatında armağan ederek yazıyı noktalıyoruz. Afiyet olsun.