document1 ile Bir Söyleşi

Son güncelleme:

“Yeraltı müzisyenliği diye bir şeye inanmıyorum. Bence herkes yerin üstünde ve herkes aynı şeyi yapıyor; müzik.”

Ulaş Aydın’ın 2014 yılından bu yana yoğurmaya devam ettiği projesi document1, canlı ve akışkan dokusuyla insanı içinde kaybolmaya davet eden müzikler üretmeyi sürdürüyor. Son albümü how to deal with a control freak’in yayınlanması şerefine Aydın’a ulaştık. Ortaya aşağıda okuyacağınız keyifli söyleşi çıktı.

İçinden geçtiğimiz olağandışı dönemde nasılsın, nerelerdesin, günlerin nasıl geçiyor?

Şu sıralar memleketten uzakta, haftanın 6 günü başka işlerde çalışıp para kazanarak günlerimi geçiriyorum.

how to deal with a control freak’in 12 parçası, bir konsept albüm dinliyormuşuz gibi çok doğal bir akışkanlığa sahip. Anlatısal ya da sezgisel bir bütünlüğü var mı bu şarkıların?

Albüm yetişkinliğim ile çocukluğum arasında, hiç var olmamış bir zamanda geçiyor. Genel anlamıyla birkaç anı ve ufak bir çıldırmışlığın getirdiği bunalım ile ortaya çıkmış bir albüm diyebilirim. Anlatısal bir bütünlük var diyebilirim.

Albümün yaratım süreci nasıl ilerledi? Pandemi yalnızlığının bulduğun ilhamlarda bir etkisi oldu mu?

Albümün son bölümlerini pandeminin ilk zamanlarda ortaya çıkarmıştım, o dönemler de denemek ve yeniden keşfetmek için çok zamanım olmuştu. İlk bölümleri ise Türkiye’ den ayrıldıktan sonra yaptım ve şarkıların çoğunu müziğe ilk başladığım zamanlarda kullandığım teknikleri takip ederek oluşturdum. Şu an yaşadığıma baktığım zaman diyebilirim ki pandemi esnasında yalnız değildim. Tabii ki yalnız hissettiğim zamanlar oldu, lakin asıl motivasyonum neler yapabileceğimi keşfetmeye çalışmaktı.

Önceki işlerine göre daha kısa ve kompakt yapılı parçalar dinliyoruz burada. Bu yoğunluk, albümün ortaya çıkışına ve kimliğine şekil veren bir etmen miydi?

Aslında bu durumu biraz daha içgüdüsel olarak görüyorum. Senin de gözlemlediğin gibi, genel olarak daha kısa süreli müzikler dinlemeye başladık. Bence bu pandeminin bize getirdiği en ilginç şeylerden biri, zaman ile olan ilişkimizi tekrardan gözden geçirmemiz oldu. Tıpkı dinleyiciler gibi benim de müzik tasarlarken verebileceğim dikkat süresi oldukça kısaldı.

2014’ten bu yana müzik üretimine olan yaklaşımında neler değişti? Mesela müzik üretirken kullandığın araçlar, bunları kavrayışın, kayıt teknikleri, çalışma takvimin…

Ben müziğe ilk başladığım zamanlarda başka müziklerin üzerinden elde ettiğim kolajlar ile tasarımlar yapmaya çalışıyordum. Daha sonradan kendi armonilerim ve ses tasarımlarım üzerine çalışmaya karar verdim ve bu durum beni enstrümanlarımı daha iyi öğrenmeye, ritim duygumu daha iyi geliştirmeye doğru itti. Çok kayıt aldığım söylenemez, teknik anlamda kayıt alıyorum diyemem lakin eskiden sadece MIDI dosyaları üzerinden çalışırken şimdi çoğunlukla WAV üzerinden çalışıyorum. Bu da demek oluyor ki dışarıdan olmasa da DAW içinde çok fazla kayıt yapıyorum. Pandemi ile beraber çalışma takvimi diye bir şey neredeyse kalmadı.

Önceki işlerinden farklı olarak vokallere de geniş yer ayırmışsın bu albümde. O ihtiyaç nasıl doğdu?

“İnsan sesi gibi bir enstrümana ve sonsuz olasılıkta tasarım yapabileceğim birçok programa sahipken tüm bunları neden değerlendirmiyorum ki?” diye düşündüm.

Tarzına büyük ilham vermiş müzisyenler, sanatçılar kimler? Çoktur elbette ama olmazsa olmaz beş isim seçmen gerekse…

Aslında sürekli değişiyorlar. Ben şu sıralar olmazsa olmazım 5 ekibi veya ismi sayayım.

1- Daniel Lopatin

2-  Disasterpeace

3-  Rone

4-  Clams Casino

5 – Floating Points

Şu günlerde en çok dinlediğin, takipçilerimize önerebileceğin çalışmalar neler?

Birkaç tanesini saymak gerekirse;

1- Ox’ un tüm şarkıları

2- Toro y Moi – Soul Trash

3- Mister Lies – Mister Lies

4- TOBACCO – Hot Wet & Sassy

5- Rone – Room with a View

Bir yeraltı müzisyeni olarak varlığını sürdürebilmek asla kolay değildi, şimdi ise kimse canlı performans sahneleyemiyor. Sen böylesi şartlarda üretme motivasyonunu nasıl koruyorsun?

Öncelikle ben yeraltı müzisyenliği diye bir şeye inanmıyorum. Bence herkes yerin üstünde ve herkes aynı şeyi yapıyor; müzik. Aslına bakarsan üretme motivasyonu denen şeyi kaybedeli çok oldu, üretim ben istesem de istemesem de gerçekleşiyor.

Tümüyle bağımsız bir şekilde müzik üretmenin artıları, eksileri nedir sence?

En büyük artısı kimsenin arkanızdan kovalamıyor olması. En büyük eksiği ise yaptığınız işten bir şekilde geri dönüş alamıyor olmanız.

Buradan sonra istikametin nereye?

Bu konuda bir şey demek imkansız. Üretmeye devam diyebilirim.

document1’ın Bandcamp profiline şuradan göz atabilirsiniz.