Iceage Röportajı

Son güncelleme:

2011’de çıkardıkları ilk LP’leri New Brigade’den beri sürekli olarak müziğe olan yaklaşımlarını değiştiren, alışılmadık orkestra enstrümanlarını  Art Post-Punk / Experimental Rock altyapısıyla harmanlamaktan çekinmeyen Iceage ile 4 Ekim 2019’daki Salon IKSV konserleri öncesinde görüşmeyi başardık. Iggy Pop’un ‘Jenerasyonun en tehlikeli rock grubu’ yakıştırmasını yaptığı Danimarkalı grupla olan konuşmamız için buyurun.

Olcay G.: İlk sorum, Plowing Into The Field Of Love ve Beyondless gibi daha önceki çalışmalarınızdan çok daha kolay ulaşılabilir iki albüm çıkardınız, bu da hem daha geniş hem de daha çeşitli bir dinleyici kitlesine ulaşmanızı sağladı diye varsayıyorum. O zamandan beri ne değişti?

Elias B. Ronnenfelt.: Bizim bu işe devam etmemiz, varlığımızı sürdürmemiz için sürekli olarak değişmemiz gerektiğini düşünüyorum. Grubu daha ileriye taşımak için, kendimizi ifade etmenin yeni yollarını arıyor ve daha iyi eserler ortaya koymaya çalışıyoruz ki zaten aksi de mantıklı olmazdı. Bizim için arayışa devam etmek, yeni müzikal ekspresyonları aramak daha doğal ve kolay.

Olcay G.:İlk albümünüzden beri sürekli olarak müziğiniz değişiyor, peki bu süreçte sadık kalmaya ya da korumaya çalıştığınız belli bir yapı var mı?

Dan Nielsen: Sanırım hep değişime açığız. Aslında bu daha çok o eserin bizi nereye götürdüğüyle alakalı bir durum, yazmaya başladıktan sonra doğal olarak gelişen bir süreç. Başlayıp o yaklaşımın bizi ulaştırdığı noktaya bakıyoruz.

Elias B. Ronnenfelt: Kişi müzik kariyeri boyunca aynı yerde kalmamalı, değişim aynı zamanda kişiliğin olgunlaşmasının da bir yansıması olmalı.

Olcay G.: Yani katı olduğunuz bir kuralınız yok?

Dan Nielsen: Gün geçtikçe daha da az denebilir.

Elias B. Ronnenfelt: Kendimiz için kurallar yapacak kadar katı bir grup değiliz, fakat kendimize ait bazı dogmalarımız da var. Bizim için müziğin canlı, yaşayan bir formunun olması, içten ve dürüst olan bir yere dokunması, duyguları alabildiğine ifade etmesi çok kritik bir nokta. Buna ulaşabilmek için hangi yola girmemiz gerekecekse girmeye çalışacağız, hangi sınırı ihlal edeceğimiz bu bağlamda çok da önemli değil.

Olcay G: Amatör olduğunu belirttiğiniz halde kayıt esnasında bazı orkestra enstrümanlarını,  üflemeliler vs., sizin çaldığını okumuştum. Şu an bu karardan pişman mısınız?

(Gülüşmeler. :d)

Elias B. Ronnenfelt: (Johan S. Wieth’e) Catch It’deki saksafonu sen çalmıştın, ve hatırladığım kadarıyla da gayet iyi bir sonuç almıştık.(:d)

Johan S. Wieth/Elias B. Ronnenfelt: Post-prodüksiyonda baya ağır bir yük olmuştu ama, evet. (:d), viyola vs. ama o an için gerekliydi.

Johan S. Wieth: Yaylılar, saksafon gibi enstrümanlara yaklaşımdan bahsedecek olursak ki ne olursa olsun sadece enstrüman bunlar, haklarında minimum bilgiye ve çalma kabiliyetine sahip olsan da yine onlardan bir ‘doku’ alabilirsin, bunun için çok iyi çalmana gerek yok, bir fikre sahip olman yeterli. Çalma konusunda çok daha iyi olan birini tabii ki de bulabilirdik Pissing Against The Moon’da mesela, ancak benim için yeni enstrümanları çalmak ve çalmayı öğrenmek çok daha anlamlı, doku profesyonellikten daha önde. Ancak tabi, bunları, üflemeli bölüm gibi, senin için çalacak birini bulabilmek de önemli.

Elias B. Ronnenfelt: Ancak Pissing Against The Moon örneğinde de dediğin gibi, kemanı ‘gerçekten çalabilen’ birinin çalmaması gerekiyordu çünkü orada amaç o sesin gerektiği gibi çıkamamasını yakalamak ve göstermekti.

Johan S. Wieth: Benim için sesin kendisi önemli, verdiği doku. Çok iyi bir caz saksafoncusu  olma gibi bir iddiam yok, o dokuyu almam yeterli, bunu da kolaylıkla alabiliyorum.

Olcay G.: Uzun süredir yan projelerinizi takip ediyorum, Marching Church, Var gibi, yakın tarihte Health/Safety adı altında Johan’ın solo EP’sine de denk geldim. Sizi bu çeşitli yollara iten yaratıcı enerjiyi nasıl bulup kontrol ediyorsunuz?

Elias B. Ronnenfelt: Yaratıcı güdülerin oluyor ve bazı deneyler yapıyorsun, neden yapıyorsun bilmiyorum sadece dışarı çıkmayı bekleyen, aciliyeti olan fikirler var.

Olcay G.: Şimdiye kadar çok sevdiğin yazarlardan bahsettin, Jean Genet, Yukio Mişima, Georges Battaille, peki Elias en çok sevdiğin, ilham aldığın şairler kimler? Fransız şair Comte de Lautreamont’un Maldoror’un Şarkıları bana bir ilham kaynağınmış gibi geliyor.

Elias B. Ronnenfelt: İşin aslı, şiirle çok iç içe olduğum söylenemez. Yakın zamanda Lorca’nın bir şiir seçkisini ve belli bir yazarı olmayan eski bir folk şarkılarının bulunduğu bir kitabı okudum, iyiydi. Rimbaud’yu, James Joyce’u seviyorum, ancak dediğim gibi çok şiir okuduğum söylenemez, geçtiğimiz günlerde God’s Mistress adlı yazarını hatırlamadığım çok çok iyi bir şiir kitabı okudum, ona da bakabilirsin.

Olcay G.:Beyondless şimdiye kadar çıkardığınız en politik albüm; Hurrah, Take It All.. Hurrah’in savaş karşıtı bir eser olduğu fazlasıyla aşikar, bu politik farkındalık seviyesinde daha da derine inme gibi bir planınız var mı?

Elias B. Ronnenfelt: Belli bir politik çizgide kendimizi ifade etmek için çabalamıyoruz aslında, albümlerimizdekilerin geçtiği yerler içinde bulunduğumuz şimdiki dünya. Politikanın ana tema değil arkaplan olduğunu düşünüyorum; bazen arkaplan ana konunun önüne çıkabiliyor bazense olması gerektiği yerde kalıyor. Birkaç ay içerisinde yeni bir albüm çıkaracağız yakın zamanda duyurulacak ancak elimizde henüz sözler yok, bakalım göreceğiz.

Olcay G.:Aslında hepinizin fikrini merak ettiğim bir konu var, kadın/lgbti+ haklarının yükselişte olduğu, #metoo gibi sosyal medya hareketlerinin ön planda olduğu bu dönemde sizin Punk/Rock sahnesinde gözlemlediğiniz olumlu/olumsuz bir değişiklik var mı? Punk/Rock ‘en cinsiyetçi’ görülen janrların başında geliyor, endüstride ve dinleyicinizde bir farklılık hissediyor musunuz?

Jakob T. Pless: Genel olarak, çevremdeki ve hayatımdaki insanlarda gözlemlediğim kadarıyla büyük bir değişim ve farkındalık var. Bu konuya önyargılı yaklaşan insanların bile yavaş yavaş bu önyargılarını kırdığını görüyorum.

Elias B. Ronnenfelt: Punk sahnesinin en seksist olduğu fikrine katılmıyorum, dünya genelinde değerlendirecek olursak diğer ülkelerde de Punk müziğin bu konularla ana akım olmadan önce  ilgilendiğini, belli haklar için mücadele ettiğini düşünüyorum. Ancak zaten biz kendimizi Punk müziğin elçileri’ olarak görmüyoruz, ayrı bir yerde durmaya çalışıyoruz. Dinleyici kitlemizde her ırktan, cinsiyetten/cinsel yönelimden insanın yer alıyor, dolayısıyla olan pozitif değişime  sempatiyle bakıyoruz.

Olcay G.: Take It All, Nirvana’nın ünlü Rape Me’sine modern bir yorum muydu, batıda maskülenliğin öldüğü fikrini mi eleştiriyordunuz?

Elias B. Rønnenfelt:  Aslında Take It All bir aşk hikayesi, Paris’te bombalı terörist saldılarının olduğu  periyotta ben de orada bulunuyordum ve bu eser o zaman aralığında yazıldı, hikayenin arka planında bu eylemler var.

Olcay G.: Broken Hours’u Beyondless çıktıktan sonra tekli olarak yayınladınız. Hepinizin performansının  pik yaptığı bu eseri niçin Beyondless’a dahil etmediniz? Benim için en iyi eserlerinizden birisi Broken Hours.

Johan S. Wieth: Albümdeki diğer eserlerle çok uyuşacağını düşünmedik, çok çok eski bir şarkıydı.

Jakob T. Pless: Bir de Broken Hours’u ekleyecek olsaydık üçlü plak şeklinde basmak zorunda kalacaktık ve böylesi bir durumla tekrar karşılaşmak istemedik.

Elias B. Rønnenfelt:  Kaydı kırk dakikanın altında tutmamız gerekeceğinden çıkarmak daha mantıklı geldi.

Johan S: Wieth: Bir de,  özellikle bu parça Plowing Into The Field Of Love’ın yayınlanmasından hemen sonra ortaya çıkmış bir parça, çok çok eski bizim için.

Elias B. Rønnenfelt: Evet, yani bu yeni eserlerle bir arada bulunmasını da pek istemedik, o başka bir periyoda aitti.

Dan Nielsen: Tabii başka bir formatta da olsa yine de varlığını devam ettirmesini istedik.

Olcay G.: Son olarak, müzik kariyerinize başlamadan önce size bu yola atılmanız konusunda ilham veren, etkisi çok büyük olan albümler nelerdi? Bir de günümüz sanatçıları içerisinden takip ettikleriniz var mı, önerebileceğiniz güncel albümler?

Elias B. Ronnenfelt: The Stooges/Funhouse başta akla gelenlerden, Velvet Underground ve Nico’nun çeşitli çalışmaları, Crass/The Feeding Of The 5000, Leonard Cohen/Songs From  A Room, tabii çok daha fazlalar. Güncel olarak takip ettiklerim, Londralı bir sanatçı var, Obongjayar, henüz bir albüm çıkarmadı ancak çalışmalarından gerçekten çok hoşlanıyorum.

Olcay G.: Sorularım bu kadardı, çok teşekkürler zaman ayırdığınız için.

Iceage: Biz teşekkür ederiz.