Alan Parsons – The Secret (2019)

Progresif rock ile pop’un etkileşimlerde bulunduğu o ‘olmaz’ denilen bölgede Alan Parsons, tüm ihtişamıyla yaşayan bir anıt misali duruyor. Abbey Road Studios’un emektarı, Dark Side of Moon ve Let It Be gibi klasik albümlere sunduğu katkının ötesinde kendi adını taşıyan Tales of Mystery & Imagination ve I, Robot gibi şaheserlere de imza atmış bu zat-ı muhteremi canlı canlı görmeye şunun şurasında bir ay kalmışken kendisi adeta bizi kutsarcasına 15 senelik sessizliğini bozdu, yeni şarkılarıyla kapımızda belirdi.

The Secret kapağı, adı ve kelamlarıyla şahsi, hatta kısmen otobiyografik bir yapıt olduğuna dair ipuçları sunuyor bize. Malumunuz, Alan Parsons’a ‘ses sihirbazı’ derler. Kapakta gördüğümüz de bir sihirbaz figürü ise duyduklarımız onun sırrına dair bir hikaye olsa gerek. İlk parça “Sorcerer’s Apprentice” bize kendi dünyasının kapılarını açıp bir karnavalın ortasına atıyorsa, hikaye de bu noktanın ötesinde başlıyor. Bilhassa Alan Parsons’ın vokalinden dinlediğimiz iki eser, ‘otobiyografi teorisi’nin ekmeğine yağ sürer durumda: Melankoliye tebessüm getiren “As Lights Fall”‘da “karanlığa rağmen bir iz bırakmak için yola koyulduğunu, sessiz diyarlara kılıcıyla zekice sesler getirdiğini, perde kapandığında ise gözden kaybolacağını” anlatıyor Parsons. (Son ifade biraz korkutsa da, hayatın gerçekleridir diyoruz.) “Soireé Fantastique”‘te ise “Ben kendi gözlerinde kaybolmuş bir adamım,” diyerek bir kez daha yüreğimizi dağlamayı başarıyor.

Albümde Alan Parsons’ın vokalinde seyreden sadece 2 şarkı var dedik, normali de budur. Parsons her zaman filmlerinin baş aktörü olmaktan çok yönetmeni oldu. Burada da rol dağılımı için adeta kendi süper ekibini toplamış. Vokal dağılımında Jason Mraz, Lou Gramm, Todd Cooper, P.J. Olsson, Jordan Huffman, Jared Mahone ve (“Fly to Me”‘de Bowie ile Beatles’ı aynı anda yaşatmayı başaran) Mark Mikkel karşımıza çıkan diğer isimler. Enstrüman kadrosunun en emektar ismi, Genesis ve solo kariyeriyle hayran kaldığımız Steve Hackett. Ayrıca Alan Parsons Project emekçisi Ian Bairnson, Vinnie Colaiuta, Jeff Kollman, Guy Erez ve hepsini yazsam sıkılacağınız bir 20-30 isim daha… (Gözler Eric Woolfson‘ı arıyor elbette, ruhu şad olsun.) Şaşırtıcı olan, bu kadar kalabalık ve şarkıdan şarkıya değişen bir kadronun yılların grubu misali uyum içinde çalabilmesi kuşkusuz. O da yönetmenin ustalığı olsun artık!

Mealini, kadrosunu geçtik, başlı başına müzik nasıl peki? Nasıl bekliyorsak hem öyle, hem de daha fazlası. Pop baladı olarak yazılan şarkılar da müthiş isabetli, daha karmaşık orkestrasyonlar da. Benim gibi siz de bir Alan Parsons albümünden tam olarak bu dengeyi umuyorsanız, eleştirilecek pek bir şey yok demektir. “I Can’t Get There From Here”, “Requiem”, “Sometimes”, “Miracle”, “The Limelight Fades Away”, “Soireé Fantastique” ve geriye kalan daha nice muhteşemlik, sosyal medyada yeterince dönse akıllara dönüşsüz biçimde takılacak ve hit olacak kapasiteye sahip. Kusursuzluk görecelidir, bu yazıya göre ise onu yakalamış en güncel albüm The Secret‘tır. Önce dinleyin, ardından dilerseniz ayakta alkışlamaya başlayabilirsiniz. Söz konusu sırrı öğrenen de lütfen ilk bizi bulsun.

PUANLAMA: 10/10