Söyleşi: Black Country, New Road

Black Country, New Road ile dördüncü röportajımız; davulcu Charlie Wayne ile ise üçüncü kez sohbet ediyorum. Grubun ve kendisinin 20 Nisan tarihli İstanbul konserinden hemen önce neler yaptığını gelin birlikte öğrenelim.

Seni tekrar görmek güzel, Charlie. Dünya ve insanlık, ikimizin şimdiye kadar bizzat tanık olduğu en akıl almaz dönemden geçerken nasılsın?

Charlie: Seni görmek de güzel. Gerçekten aşırı akıl almaz zamanlardan geçiyoruz. Bu yılın turnesine birkaç hafta önce başladık; Avustralya ve Yeni Zelanda’daydık. Eve dönüşte tüm uçuşlarımız iptal edildi ve her şeyi baştan ayarlamak zorunda kaldık; ama açıkçası, endişelenmen gereken insanlar asla biz değiliz. Dünyada olan biteni kelimelerle anlatmak çok zor. Korkunç bir Amerikan hükümetiyle karşı karşıyayız, ABD ve İsrail devletlerinin yaptıkları kelimelerle tarif edilemeyecek kadar korkunç. O kadar sarsıcı, o kadar üzücü ki… Kınayıp geçmek çok yetersiz kalıyor.

Bu kadar kötü bir dönemde, Black Country, New Road’un da “Strangers” parçasıyla katkıda bulunduğu Warchild Records gibi yardım amaçlı sanat girişimlerinin varlığı değerli elbette.

Charlie: Warchild projesinde yer almak çok güzeldi. Hepimiz bunun parçası olabildiğimiz için çok minnettar ve ayrıcalıklı hissettik. Bir müzisyen olarak, minik ekranında gördüğün çatışma bölgelerindeki insanlara somut bir katkı sağladığını hissetmek çok nadir bir şey, özellikle de maddi bir yardım söz konusuysa. Arkadaşlarla bu konuları konuşmak da tuhaf; çünkü bir yandan aşırı gerçek, bir yandan da çok uzağında olduğumuz için yokmuş gibi bir gerçeklik. Sanki bu adımlarla sadece minik bir gönül rahatlatıyormuşuz gibi geliyor. Bu gerçeklikle daha fazla yüzleşemediği, yaşanan trajedilerin boyutuna denk çözüm etkileşimleri geliştiremediği için suçlu hissediyor insan.

Batılı hükümetlerin hesap verebilirliği inanılmaz sınırlı kalıyor ve bu durum gerçekten iğrenç. Beyaz Saray’ın medya stratejisi, kullandıkları dil ve retorik aşırı abartılı, neredeyse teatral. “Milyonlar ölecek”, “en büyük saldırıları yapacağız” gibi söylemler var. Savaşın sunumu da video oyunlarından, film ve dizilerden alınmış görüntülerle yapılıyor falan… Bir simulakrumda gibiyiz. Olan bitenler, gerçekliği köreltilmiş bir “medya olayı”na dönüştürülüyor. Okullar bombalanıyor, çocuklar, siviller öldürülüyor… Herkes öldürülüyor. Korkunç.

Buradan tekrar müziğe dönmek zor olacak ama şunu sorayım: Bir grup olarak sizi bir süredir tanıyor, takip ediyor; bu yüzden daima bir şeyler ürettiğinizi biliyorum. Şu an yeni müzikler üstünde çalışıyor musunuz?

Charlie: Açıkçası, uzun zamandır ilk kez sadece turneye odaklandığımız bir dönemdeyiz. Şu an grup olarak yeni bir şey üzerinde çalışmıyoruz. Bu yıl konserleri mümkün olan en iyi hale getirmeye ve halihazırda çıkardığımız albümle birlikte yaşamaya odaklanıyoruz. “Sonrası ne olacak?” diye düşünmeden bir süre bu albümün tadını çıkarmak istiyoruz. Turne bittikten sonra durup sıradaki adımlarımızı değerlendireceğiz. Yoğun dönemlerimiz de olacak, boşluklarımız da. Ben bu arada küçük bir plak şirketi (The Bird Records) kurdum, o da güzel bir uğraş. Ama evet, ilk defa bir albümümüzü gerçekten sindirerek yol alabiliyoruz.

Sanki kariyerinizde daha huzurlu, daha “oturaklı” bir dönemdesiniz.

Charlie: Evet, tam anlamıyla huzurlu diyemem, sanırım asla tam anlamıyla huzur bulamıyor insan; ama daha dengeli ve daha güvenli hissettiriyor. Bu konumda olduğumuz için mutluyuz ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Biraz geek bir sorum var, geçen sene Lewis ve Luke’a da sormuştum: Bir zaman makinen olsa, müzik tarihinde hangi ana gitmek isterdin?

Charlie: Güzel soru. The Velvet Underground’un ilk albüm döneminde fabrikalarda verdiği bir konseri izlemek isterdim. Grupla etkileşime bile girmeden, bir duvar çiçeği gibi köşede durup izlemek harika olurdu.

Sık rüya görür müsün? Rüya günlüğü tutar mısın?

Charlie: Hayır. Sen tutuyor musun?

Hayır, denedim ama üşengeçlik işte.

Charlie: (gülüyor) Ben de nadiren çok canlı bir rüya görürsem ne gördüğümü not alırım. “Vay be, ne rüyaydı,” dediğim bir şey olursa ya da bir cümle aklıma takılırsa not düşerim; ama genel olarak olduğu gibi bırakmayı tercih ediyorum. Bunun için özel bir sebebim yok. Bilinçaltını kurcalamak ilginç bir uğraş ama o kadar da derine inmek istemiyorum. Başkalarının rüyalarını dinlemek daha eğlenceli. O bilinç ile bilinçaltı arasındaki alan, sanat ve edebiyat için inanılmaz bir kaynak zaten; ama şahsen üstüne konuşmasını yapmasından daha keyifli buluyorum.

Müzik videolarıyla aran nasıl? Bence biraz hafife alınan bir sanat formu.

Charlie: İkimiz az çok yaşıtız, TV’de ya da YouTube’da müzik videoları izlemek neslimiz için de büyümenin önemli bir parçasıydı. Şimdi daha az izliyorum, zira günümüzde müzik videolarıyla etkileşme biçimlerimiz değişti; ama 2010’ların pop videolarını hâlâ çok seviyorum. Black Eyed Peas veya Skrillex parçaları örneğin… Senin favorilerin hangileri?

Aklıma ilk gelenler MGMT ve The Chemical Brothers.

Charlie: İyiymiş. Seninkiler biraz daha “klas” seçimler oldu. (gülüşmeler)

Eğlenceli olan her şeyi seviyorum.

Charlie: Aynen. Lady Gaga’nın “Telephone” klibini hatırlıyorum, harikaydı. Tam olarak kaybolmuş bir sanat değil ama eskisi kadar büyük bir kültürel alan da kaplamıyor ne yazık ki.

Yakında Black Country, New Road olarak tekrar Türkiye’de sahne alacaksınız. İstanbul’daki son seferinizden aklında ne kaldı?

Charlie: Benim için turnenin en iyi birkaç gününden biriydi. Konser günü çok yorgunduk ama sonrasında birkaç gün şehirde dolaşma fırsatımız oldu. İnanılmaz bir yer. Hatırlarsın, son konuşmamızda üniversite yıllarımda Bizans Tarihi okuduğumu söylemiştim.

Hatırlıyorum. Senin için çok etkileyici bir deneyim olsa gerek.

Charlie: Evet, inanılmazdı. İngiltere’nin, dünyanın dört bir yanında eserlerini çalma konusunda kötü bir şöhreti var, biliyorsun, bu yüzden geçmişte bazı eserleri görmüştüm; ama bizzat ait oldukları yerde görmek bambaşka bir şey. Çok etkileyici ve çok güzel bir şehir. Tekrar gelmek için sabırsızlanıyorum.

Geçen sefer yapamadığın ama bu sefer yapmak istediğin bir şey var mı?

Charlie: Ayasofya, Topkapı Sarayı ve Yerebatan Sarnıcı’nı görmüştüm; ama görmek istediğim bazı kiliseler kapalıydı. Bu sefer belki bir gün boşluğumuz olacak, o yüzden şehri biraz daha keşfetmek isterim.